• Karşılamak

    Sabah, yolda giderken , burada doğru düzgün radyo kanalı olmadığını düşünüyordum. Trafik de yok, olsa belki farklı çözümler bulur dinlerdik ama özlemişim radyo dinlemeyi. Böyle aklımdan geçiriyordum.Sonra kafamda yine bir kaç kişi ile, hem de karşılıklı diyalog falan☺️ kuracak şekilde kavga ettim. Allah’tan trafik yoktu, kısa sürdü ☺️( Şaka 😀)
    Bu ara iç seslerim çok gürültülü ve beni lüzumsuz yoruyor. Sabah ayrı tondan, akşam daha beter bir tondan ses veriyor.O yetmiyor, kendim bir de seslendirme sanatçısı edasıyla, durup durup anlatıyorum.
    -Şu zor, bu zor, yetemiyorum, olmuyor, emeklerime değdi mi ki, madalya verdiler hıhh!
    diye diye tuhaf dış seslerle kendimi başkalarına ifade ediyorum. Bir yazımda bahsetmiştim:

    Susunca çok daha huzurluyum galiba” demiştim veya bu ana fikirde bir takım cümleleri yine kaleme almıştım. Sonra kendimce bir şey fark ettim. Bir süredir bana gelen bu duyguları karşılıyorum. Evet kelime bu olsa gerek. Karşılamak…
    Çok kuvvetli, çok yoğun, kaygımı zıplatacak bir şey olmazsa, hissettiğim artık neyse, buyur gel diyorum. Sonra soruyorum:

    Bana bu duyguyu hissettiren ne?
    Kendimce cevap veriyorum. Çıkış yolunu bilmiyorum. Her zaman bir cevap da olmayabilir. Ancak, kimi zaman, o noktalı şekilde bırakılmış boşluğa öyle bir kelime getiriyorum ki, bendeki karşılığı ile tamamlaşıyoruz. Belki anlatamadım ama, şöyle diyebilirim. Bir boşluğa gelmesi gereken, “o” kelimeyi bulmuş olma hissi veya bulduğumu düşünmem; içimde, bir test kitabında kurşun kalemle çoğu doldurulmuş boşlukları tamamlamak gibi bir his getiriyor.
    Hepimizin bir baş etme yöntemi var. Anda olanla, olmuşla, olmayanla.
    İnsanın, kim olursa olsun bir yolculuk içinde olması güzel .Şu tuhaf hayat gailesi içinde kavrulup gidiyorken bile, insanın, bir kendini bulma veya bulduğunu zannetme yolculuğu var. Aklına getirdiği sorular, gözünden perdenin kalktığı anlar, kalbin bir etten organken sadece (Yılmaz Erdoğan ‘ dan alıntıdır), yüreğin olduğu zamanlar ve tüm fark edişler. Yolculuk uzun gibi geliyor ama su gibi geçiyor. Eski fotoğraflara bakmak, bunu anlamak için yetiyor zaten. Bu yazıyı şu duyguyla yazdım. Yani bana bunu yazdıran nedir diye sordum kendime. Eğer bu yolculuksa, geçtiğimiz yolları niye böyle yol bitsin gayretiyle yürüdüm, hatta koştum…
    Bugün de böyle benden inciler işte. Her zamanki gibi #içimdengeldiyazdım #kendimenotlar
    Şubat 26, 2024, Uşak

  • Bir Gün…

    “Bir gün” diye bir kelime var. Bazen sonraki değil, daha sonraki gün anlamında da kullanılır. Ama benim bildiğim anlamı, gelecekte olması muhtemel “bir gün”… Herkes için var “bir gün”…‌Görmeyi hayal ettiği o ülkeye “bir gün” gidebilmeyi umut etmek.‌Çektiği yokluktan kurtulup “bir gün” kendi deyimiyle “insanca” yaşamayı dilemek.‌Bırakıp geldiği memleketine “bir gün” dönmeyi hayal etmek.‌Bitmeyen kavgasıyla “bir gün” barışmayı umut etmek.‌Kaybettiği ışıltısının yokluğunu hissedip, “bir gün ” o ışıltıya kavuşmayı hayal etmek.‌Bitmeyeceğini bildiği imtihanının “bir gün” katlanılabilir olacağını hayal etmek.Böyle böyle, vardır herkesin “bir gün” cümlesi, “bir gün” hayali. Benim de var.Bir sene önce bugün, on binlerce insan da, kim bilir, içinde “bir gün” olan bir cümleyi belki kendine, belki eşine, belki çocuğuna, belki annesine söyledi. O “bir gün,” hiç gelmedi. Kimi uyuyordu. Kimi, bitmeyen tatlı bir son sohbetin içindeydi. Dinlemeye bile dayanamadığımız hikayeler duyduk. Duydukça ağladık, öyle kimimiz kimsemiz de yoktu yakından halbuki. Memleketin en acı günüydü. Biz öyle TV’ lerden izledik…Az önce evladını kaybetmiş bir annenin videosunu izledim. – “İnsanın göz yaşları kaynar akar mıymış, gözlerim ağrıyor artık ” diyordu.Ben ise oğlumla evde, yine ipe sapa gelmez bir ağız dalaşı içindeydim. Öyle derin bir boşluk duydum ki içimde. Derin bir, “bir gün ” hayali geçti içimden. Hiç bir durakta durmadan geçti hem de. Hemen o bir güne, en kestirme yoldan gitmek istedim. Belki dedim, benim gibi böyle bir anne vardı. Sonrasında neler oldu bilmiyoruz tabi. Biz kalbimize uzaklarda atılan ateşler gördük. Gerisi boş, gerisi anlatılamayanlar, sadece susulan, konuşmanın fayda etmediği zamanlar, günler. Ben bir yazı yazmıştım o zamanlar. “Ya sonrası” demiştim. Sonrası değişmemiş. Herkes ayakta kalmaya çalışmış, o kadar… O da kalabildiği kadar.