• Artık buradayım

    Artık sadece burada yazmak istiyorum. Instagram ‘ ın ışıltılı dünyasına veda ettim ☺️ (Peki bundan Instagram ‘ ın haberi var mı?)☺️
    Yazarken kendimi daha rahat hissettiğim bir alan açmam gerekiyordu. O mecradaki sınırlı sayıdaki takipçimin her yazdığıma, bunlara komşular, akrabalar dahil,
    – “Ayy, çok mutsuz galiba” diye yaptıkları yorumları artık beni gıcık ediyor. Buradan karınca kararımca yazıp bir blog gibi ilerlemek istiyorum. Sonrasına bakacağız. Her telden yazabilirim diye buralara döndüm. Malum buralar dutluk. Pek uğrayıp bakan olmaz. Ben de içimdeki deli yazma isteğini bir yerlerde kayıt etmiş olurum. Aklıma bazen deli divane, vay bunu nasıl yazmışım dediğim cümleler gelir, yazarım.Bazen de böyle olur, bir izah etme ihtiyacı ile gelirim. Ama yazmak benim ilacım. Onsuz yapamadığım bir alışkanlık. Velhasıl daha sık yazmaya gayret ederim. Sıradan olur, dokunur geçer, çok da tın olur geçer, ama yazarım…

  • Karşılamak

    Sabah, yolda giderken , burada doğru düzgün radyo kanalı olmadığını düşünüyordum. Trafik de yok, olsa belki farklı çözümler bulur dinlerdik ama özlemişim radyo dinlemeyi. Böyle aklımdan geçiriyordum.Sonra kafamda yine bir kaç kişi ile, hem de karşılıklı diyalog falan☺️ kuracak şekilde kavga ettim. Allah’tan trafik yoktu, kısa sürdü ☺️( Şaka 😀)Bu ara iç seslerim çok gürültülü ve beni lüzumsuz yoruyor. Sabah ayrı tondan, akşam daha beter bir tondan ses veriyor.O yetmiyor, kendim bir de seslendirme sanatçısı edasıyla, durup durup anlatıyorum. -Şu zor, bu zor, yetemiyorum, olmuyor, emeklerime değdi mi ki, madalya verdiler hıhh!diye diye tuhaf dış seslerle kendimi başkalarına ifade ediyorum. Bir yazımda bahsetmiştim:- “Susunca çok daha huzurluyum galiba” demiştim veya bu ana fikirde bir takım cümleleri yine kaleme almıştım. Sonra kendimce bir şey fark ettim. Bir süredir bana gelen bu duyguları karşılıyorum. Evet kelime bu olsa gerek. Karşılamak… Çok kuvvetli, çok yoğun, kaygımı zıplatacak bir şey olmazsa, hissettiğim artık neyse, buyur gel diyorum. Sonra soruyorum:- Bana bu duyguyu hissettiren ne?Kendimce cevap veriyorum. Çıkış yolunu bilmiyorum. Her zaman bir cevap da olmayabilir. Ancak, kimi zaman, o noktalı şekilde bırakılmış boşluğa öyle bir kelime getiriyorum ki, bendeki karşılığı ile tamamlaşıyoruz. Belki anlatamadım ama, şöyle diyebilirim. Bir boşluğa gelmesi gereken, “o” kelimeyi bulmuş olma hissi veya bulduğumu düşünmem; içimde, bir test kitabında kurşun kalemle çoğu doldurulmuş boşlukları tamamlamak gibi bir his getiriyor. Hepimizin bir baş etme yöntemi var. Anda olanla, olmuşla, olmayanla. İnsanın, kim olursa olsun bir yolculuk içinde olması güzel .Şu tuhaf hayat gailesi içinde kavrulup gidiyorken bile, insanın, bir kendini bulma veya bulduğunu zannetme yolculuğu var. Aklına getirdiği sorular, gözünden perdenin kalktığı anlar, kalbin bir etten organken sadece (Yılmaz Erdoğan ‘ dan alıntıdır), yüreğin olduğu zamanlar ve tüm fark edişler. Yolculuk uzun gibi geliyor ama su gibi geçiyor. Eski fotoğraflara bakmak, bunu anlamak için yetiyor zaten. Bu yazıyı şu duyguyla yazdım. Yani bana bunu yazdıran nedir diye sordum kendime. Eğer bu yolculuksa, geçtiğimiz yolları niye böyle yol bitsin gayretiyle yürüdüm, hatta koştum…Bugün de böyle benden inciler işte. Her zamanki gibi #içimdengeldiyazdım #kendimenotlar Şubat 26, 2024, Uşak

  • İçiniz doluyor mu?

    Drama yaslanan bir yanım var. Dram derken, üzüntü, keder değil. Baktığım her neyse onda insana dokunan bir yan bulurum. Kendimce düşünür, çoğu zaman da dile getiremem. Diyebilirim ki; Ağustos ayından bu yana içim birşey almıyor. Bir sürü yer gezdim, gördüm. Aslında iyi de geldi. Amerika’ yı batısından doğusuna dolaştık. Annemle Karadağ’ a gittim. Çocuklar ile tatile, İstanbul ‘ a,  dünyaca ünlü şovları izledim…Ne olduysa bana, içim dolmuyor bir türlü. Sosyal medyada gördüğüm insanlar, hayattan alacakları ne varsa, canı çıksın madem bu hayatın diyerek durmadan paylaşıyorlar. Benim içim almıyor artık izlerken. Drama yaslanıyorum dedim ya…tam tersi oluyor bazen. Kimi zaman gördüğüm, duyduğum karşısında içimde kıpırdama bile hissetmiyorum. Artık bu da olmamalı dediğimiz her şey hepimizi biraz hissizleştirdi mi? Kaçırmak istemediğimiz ne gerçekte? Aslında aradığımız, kaybettiğimizi anlayıp kabul etmediklerimiz neler? Yitip giden insanlarla birlikte, giden sadece o insanların varlıkları mı? Duygularımız, hayallerimiz, birileri tarafından çok sevilen olma hâlimiz mi, geleceğimiz mi, umutlarımız mı, artık yaşanmayacak olanlar, avuntularımız mı peki?
    Elimizde birkaç yap boz parçası, denk gelmiyor da uymuş gibi yapıp seyrediyor gibiyiz. Aslında güzel bir manzara resmi belki, fakat renkleri öyle zorlama bir araya getirilmiş ki, mecbur diyerek asıyor duvara, seyrediyoruz. Hayat sanki böyle bu ara. Tam da takvimler dönmüşken üstelik.
    Dün masada otururken haberlerde;  Gazze’ de bir gecede 7 bebeğin, anne ve babası üstlerini örtebilmek ve karınlarını doyurabilmek için gösterdikleri tüm çabaya rağmen donarak öldüğünü anlatıyordu. Mehmet ‘e;
    – Allah bu zulmü görüyor da, neden durdurmuyor dedim. Bir çocuk aklıyla düşünür gibi sordum. Mehmet de;
    – Belki, bunlara şahit olup bir şey yapmıyor oluşumuz da bizim imtihanımızdır, dedi.
    Belki doğrudur, yıllar sonra, insanlar ülkende enkaz altında, bombalar Gazze’ de bebeklerin üstüne yağarken neye dertlenip, hayattan hangi alacağını almaya çalışıyordun diye kendimize sorabiliriz. Belki de bu gaile bizi tüketmiş, haklıyızdır. Bugün neye üzüldüğümü bilemedim. Kaybettiğimiz aslında yitip giden canlarla beraber değerlerimiz mi, öncemiz mi, hayattan almayı bekleyip alamadıklarımız mıydı, anlam veremedim. Allah’ tan çok çabuk unutuyoruz her şeyi, geçer bu dünyada, bunlar da geçer. Gerisi içerlerde bir yerde bir boşluk… #içimdengeldiyazdım #kendimenotlar
    Ocak 3, 2025.

  • Sevmek Bilgelik

    Dün halamı uğurlarken, Süreyya şöyle dedi:
    – Türkan abla, böyle anılabilmek için ne yapmak gerek, böyle güzel anılmak nasıl olur?
    Ben de;
    – Pek bilmiyorum ki Süreyya, dedim.
    Ben halamı, “halam” olarak sevdim. Ben onun yeğenlerinden biriydim. Ama başrol onundu. Yani o seven, ben sevilen idim. Diğer yeğenleri ve hayatında olan diğer insanlar için de belki böyleydi. Çok sevmek; insanı, kendini, ait olduğu toprağı sevmek, içinde olduğun çemberi tüm kesişim kümeleri ile sevmek belki de bu işin bilgeliğidir. Bir cevabım, halen yok bu soruya. Sevebilmek işin en bilge tarafı, herkesin yetenekli olamadığı. Doğuştan gelen, içinden yükselen, diğer tarafa çok güzel hissettiren…
    Evladını sevmek, tüm zorluklarıyla mücadele etmeyi kafaya koymak, bir işi sevmek, yaptığı her işi özenle yapmak, bir gün birine hediye ederim belki diye yaptığın iğne oyasını tüm renkleriyle uyum içinde yapabilmek, adam sen de dememek, sevdiğin kişilere onları sevdiğini hissettirmek belki bunun cevabı. Belki’ ler çok yine de. Kim olduğun, hangi meslek erbabı olduğundan bağımsız, Allah’ın verdiği yüce melekeleri insanlar ve kendin için kullanabilmek. Kimi insan Allah’ın ona verdiği tüm güzelliği yine insanlar için kullanmayı biliyor. İçinden geliyor insanın duramamak. Her çekirdek ve geniş ailede bir başrol oluyor. Filmler gibi, başrol iyi değilse, o filmi izlemek, seans bitse de gitsek diyeceğiniz türden. Başrol iyiyse, hayat dolu dolu yaşanası, oradan oraya koşturası, zorluklarla çok sıkı mücadele edilesi bir hayat oluyor. Tadını çıkarmak lazım sevilmenin de sevmenin de. İleride, bizler de gittikten sonra, kalanlara böyle tatlı bir soru bırakıyor işte. İnsan varlığını sorgularken, bir zamanlar kendini sevilmiş hissedince varlığını sahipleniyor, değerli oluyor. Birilerinin sevdiği olmak ve başroldekilerin sevebilme yeteneği belki de cevabıdır bu sorunun.
    #halacım #içimdengeldiyazdım Uşak,4 Eylül 2024

  • İyi olacağız…

    Mehmet Yaşin,  sosyal medyasından, eşinin vefatını şöyle duyurmuştu:

    – Beraber dünyanın en lezzetli hayatını geçirdik. Onsuz hayat tatsız, tuzsuz ve pazar akşamları makarnasız kalacak.”

    Bunu okuduktan sonra aklımda kaldı, hiç unutamadım.

    Annemiz, babamız, çocuklarımız, eşimiz… Kimi insan birinin gerçekten dünyası. Hayatını farkında olmadan yıllar içinde onunla doldurup, onsuz olmayı düşünemediği dünyası. Pazar akşamları birlikte yediğin ketçaplı Nuh’un Ankara spagetti makarnayı, dünyanın en lezzetli yemeği imiş gibi yiyebilmek herkesin harcı değil. Hayat birlikte yaşamayı başarmak iken, kimimiz bunu, katlanıp yolu bir şekilde bitirmek olarak görüyor olabilir. Kimimiz de, yanında olan insan ile tadını çıkarıyor. Bence çoğunluk ilk söylediğim grupta. Diğer türlüsünü başarabilmek için, çok fazla imkâna sahip olmak da gerekmiyor. Küçücük bir ayrıntı bile insana sevildiğini hissettirken, sevmekten keyif almayı da anlatıyor. Seni seviyorum diyemeyen insanlar için de binbir türlü yol var. Zaman tâbi biraz zalim bu konuda. Eskiden olanlar anılarda kalıyor gibi geliyor. Eskiden böyleydi ama artık… diye bir bağlaçla anlamı da duygusu da tersine dönen cümleler ile eskisi gibi olmayan ne varsa, yerini özlem dolduruyor. Aslında şimdi de var. Sadece ne oluyorsa bu dönemlerde, hızlı hızlı akıp gidiyor. Biz tadını bulamayıp, öncekini arıyor, bizde olmayıp, başkasında olanı özlemle seyrediyoruz. Onlarınki efsane bizimki fasa fiso gibi. Belki de çok büyük beklenti içinde olmayıp, gerçekten sizin olanın değerini bilmek gerekir. Aile olmak bence böyle bir şey. Katlanılmaz biri bile olsa sevdikleriniz, onsuz hayatın makarnasız bir pazar günü gibi olması, yokluğunun özlemle anılacak bir boşluk olması gibi ve bireysel olarak sizi sadece o veya onlar olduğu için daha iyi hissettirmiş olan onlarca önemli, önemsiz ayrıntı gibi. Hayat, sizin içinizi dolduran insanlar varsa güzel. Aileniz, çekirdek aileniz, yakın bir arkadaşınız, derin bir sohbet ile sevmiş olduğunuz bir dostunuz ile mesela.
    Benim her yazımın bir çıkış noktası var. Bu sefer halam ve eniştem idi. Halam, hastalığı boyunca enişteme;
    – O benim her şeyim diyordu. O olmasa ne yaparım diyordu.
    Dediğim gibi her şeyin çok da yolunda olması gerekmiyor sevebilmek, tadını almak için. Zaten zor olan, kolay olmayan günleri, dilinde ve kalbinde bir lezzet ile geçebilmek. Bu günler de geçecek inşallah hala. Yine, ben onsuz ne yaparım, o benim her şeyim diyeceksin. Geçecek halacığım, bu sefer de geçecek…

  • Delirmece

    Deli gibi yazasım var, içimdekileri ortalara saçıp, kırılan bardaklara ortalık da battı diye düşünmeden arkamı dönesim var. İçimde şarıl şarıl akan suyun sesini duymamak için girdiğim kalıplardan çıkıp, keçileri yine salasım var. Kaba saba insanların kafalarının içine destursuz giresim var. Onların dilinden konuşup, kendimi yerlere çekesim var. Çocuğumun kafasındaki, o çerçevede duran anne imgesinin dışına taşasım var. Hiçbirini yapamasam bile, çok çok, el yazısı yazar gibi, harflerin kuyruklarını, kuşaklarını attıra attıra durmadan yazasım var. İçime sokulan tuhaf cesaret ile, dan dun konuşasım var. ( Herkes konuşunca iyi, biraz da beni dinlesinler diyesim var) Bu sıcaklar mı, yerinde durmayan zaman mı, gücüm yetmiyor artık diye söylendiğim bezgin zamanların eseri mi bilmiyorum, bir şeyleri durdurup, burada inecek var diyesim var!

  • Özledimmm

    Sezen Aksu ‘ nun bir şarkısı şöyle başlar:
    Özledimmm…
    Yaz gribi gibi oldum. Dinlenebilmek için fırsat kolluyor, ne olur gözümü 5 dk kapatayım, lütfen diye, çocuklara derdimi anlatmaya çalışıyordum.Yukarıdan durmadan çalışan çamaşır makinesinin sesi, Mert’ in telefonu ele geçirmek için verdiği ısrarlı mücadelesi, Kerem ile kavgaları, ateşi ara ara çıkan küçük Kerem’ in halsizleşmesi.. Fonda benim bu hiç bitmeyen hengame içindeki 45 yaşındaki kadın insan, kadın Türkan, insan Türkan olarak, saniyelik kapadığım gözlerimle bir şarkıya takılıp kalmam. Özledimmm..
    Ne zaman denizden esen o iyot kokulu rüzgarın, omzumun üzerinden tatlı tatlı esip geçtiğini, bırakmak istediğim duyguları evde bir odaya kapatıp, o tatlı rüzgarın hoş kokusuna doğru yürüdüğümü unuttum. Özledimmm dedim. Gözümü kapatıp bir an, yaz mevsiminin, henüz başıma gelmesi sadece bir olasılık olan şeyler için beni hırpaladığı, sonbahar görünümlü kış gibi olmamasını diledim.
    Dün bir blog yazarının, ki kendisini ifade şekli çok hoşuma gidiyor, “bugün her şeyi elime yüzüme bulaştırmadığım bir gün oldu” lafını öyle anlayarak okudum ki. Arada benim de oluyor böyle günlerim dedim. Özlediğim günlerde olduğu gibi, tastamam aynısı bu hissettiğim. Yüzüme gözüme bulaştırmadığım, dingin zamanlar. Yetemiyorum artık, gücüm yok diye kendime kulplar taktığım yüklü günler yerine, dingin; mimarıyım işte ben hayatımın diye gerine gerine, içime içime, belli belirsiz bir neşeyle, biraz ama’ lı da olsa gururla söylediğim zamanlara geçmek istiyorum bir an önce. Özlemek, kimi için geçmişe doğru, kimi için mevcut düzende, içindeki boşluk öyle ağır geliyorken , ümitli günlere özlem.. Her durumda özlemek de bir duygu, var, unutsak da, kendini zaman zaman hatırlatsa da…
    Bugün de böyle, yazacak çok şey vardı, içimden geldi, bu sefer bu telden yazdım. #içimdengeldiyazdım #kendimenotlar

  • Ablama, iyi ki…

    Bir ablaya sahip olduğum için, bana göre hayata 1-0 önde başlayanlardanım. Ablam için, çocukluk ve ergenlik döneminde bu durum tam tersi olmuş olabilir tâbi ☺️ İnsanın ana babasından ona kalan en kıymetli mirası, konuşabildiği, varlıklarına iyi ki dediği kardeşleri. Ablam, namı diğer Abaküs Hamiyet ☺️, ismini Meryem halamın Hamiyet Yüceses hayranlığından almış ☺️ benim ki de malûm Türkan. Bizimkiler, isimleri yıldızlar geçidinden seçmişler ☺️Ablam benim 45 yılım. Abaküslüğü, belki benim 45 yılımı, kardeşimin 44 yılını, tüm aile efradı olarak ne anılarımız varsa, fil hafızası ile aklında tutuyor olmasından geliyor. Ülkenin veya dünyanın neresine giderse gitsin, arabayla, yürüyerek ya da toplu taşıma aracı ile yönünü her şekilde bizzat bulabilmesi ile meşhur. Hatta, geçen sefer İstanbul ‘ a gittiğimizde ;-İstoç ‘ u geçtik, geliyoruz diye aradık ablamı. Ama trafiğe kaldık dedim.Dur şimdi, kapama, şuradan git,buradan dön, orası boş olur diye diye beni evin yoluna çıkardı. Yandex Hamiyet diyor Alp. Bazen eniştem ve İpek ile oturup ablamın bazı absürtlüklerine gülüyoruz. İpek anlatırken kopuyor. Yazarken bile kendimi tutamayıp gülüyorum hatta. Gittiğim en güzel rotalara ablamla gittim. Çocuk 1 oldu, 2 oldu, 3 oldu ☺️ öf demedi, bizi her yere taşıdı. Yollardan çabuk çabuk geçip, en güzel yerleri gördük. En son Bodrum tatilinden sonra, ben dinlenmek için bir tatile gitsem iyi olur demişliği var☺️ malum, benim gerginliğim, çocukların hiperaktivitesi, sürekli bitmeyen devinim derken annemi, ablamı ve eniştemi çok yormuş olabilirim. Her kardeşlik gibi , uzun uzun yollardan geçtik. Aynı evde olsak hayatta anlaşamayız☺️ Çok farklı karakterlerimiz var çünkü. Çocukken en çok ablamla kavga ederdik. Benim vukuatlarım çok tâbi. Evde, kavga edeceğiz diye kapıların camlarından Süpermen edasıyla uçmuşluğum bile var. Ben düzenliydim, ablam dağınıktı. Ben paspal, ablam süslü, ben içe dönük,ablam konuşkan. Sonra ikimiz de şimdi orta yaş mı desek genç mi bilemedim☺️ koca kadınlar olduk. Ablamın o güzel enerjisiyle, “Günaaaydınnn” diye açtığı telefonlar,benim günümü halen aydınlatıyor. Anlayacağınız halen 1-0 öndeyim. Çoğu güzel zamanlardan oluşan iyi bir çocukluk geçirdim. Hepimiz geçirdik. Benim arka bahçem sağlam yani. Çiçeklerim halen açıyor. Ablam, o kadar kendi kendine yeterdi ki, hâlen öyle. Onun kendi kendine yeten, herkese koşan hali dışında bir halini görsem, ona nasıl yardım edeceğimi bilemezdim. Yıllar önce tüberküloz olduğunu öğrendiğimizde, o günü hâlen öyle net hatırlıyorum, ona el uzatmaya gücüm yetmezmiş gibi gelmişti. Halen o duygudayım. Ablam her şeye,herkese yetişmeye gayret ediyor. Ablam, diyince aklımda o deli dolu, coşkusu hem içinde hem dışında, ara ara çarpıştığımız, gülmekten altıma kaçıracak gibi olduğum o diyaloglar, babam bize koca koca kızlar iken dayanamayıp kızdığında, kapıda gülme krizine girişimiz, annemin orta sehpasına çıkıp assolist olan ablama, annemin yapma çiçeklerini koparıp koparıp atışımız, onun tanıdığı bir doktor veya uzmana giderken elime kendi fotoğrafını tutuşturup;- Benim resmimi göster, beni hatırlar, bak ciddi diyorum ☺️demesi ve benim bunu yapmam☺️ ve sonsuz iyi, komik, duygulu, coşkulu,zor, milyon tane an geliyor.Ablam benim. Seni çok seviyorum. İyi ki varsın. Hep var ol. Güzel günlerimizle, kavgamızla, sesini iyi duymak istiyorum demenle, çatır çatır bana gerçeği söylediğin ve gösterdiğin tüm dertleşmelerimizle, bizle, ailemizle hep var ol. İyi ki doğmuşsun. Anneannem o kapının açılmadığı karlı 24 Şubat gününü anlatırdı. O karlı günden bu güzel güneşli bahar gününe ve daha nicelerine. Sağlıkla yaşa, çok yaşa ❤️

    Şubar 24, 2024

  • Karşılamak

    Sabah, yolda giderken , burada doğru düzgün radyo kanalı olmadığını düşünüyordum. Trafik de yok, olsa belki farklı çözümler bulur dinlerdik ama özlemişim radyo dinlemeyi. Böyle aklımdan geçiriyordum.Sonra kafamda yine bir kaç kişi ile, hem de karşılıklı diyalog falan☺️ kuracak şekilde kavga ettim. Allah’tan trafik yoktu, kısa sürdü ☺️( Şaka 😀)
    Bu ara iç seslerim çok gürültülü ve beni lüzumsuz yoruyor. Sabah ayrı tondan, akşam daha beter bir tondan ses veriyor.O yetmiyor, kendim bir de seslendirme sanatçısı edasıyla, durup durup anlatıyorum.
    -Şu zor, bu zor, yetemiyorum, olmuyor, emeklerime değdi mi ki, madalya verdiler hıhh!
    diye diye tuhaf dış seslerle kendimi başkalarına ifade ediyorum. Bir yazımda bahsetmiştim:

    Susunca çok daha huzurluyum galiba” demiştim veya bu ana fikirde bir takım cümleleri yine kaleme almıştım. Sonra kendimce bir şey fark ettim. Bir süredir bana gelen bu duyguları karşılıyorum. Evet kelime bu olsa gerek. Karşılamak…
    Çok kuvvetli, çok yoğun, kaygımı zıplatacak bir şey olmazsa, hissettiğim artık neyse, buyur gel diyorum. Sonra soruyorum:

    Bana bu duyguyu hissettiren ne?
    Kendimce cevap veriyorum. Çıkış yolunu bilmiyorum. Her zaman bir cevap da olmayabilir. Ancak, kimi zaman, o noktalı şekilde bırakılmış boşluğa öyle bir kelime getiriyorum ki, bendeki karşılığı ile tamamlaşıyoruz. Belki anlatamadım ama, şöyle diyebilirim. Bir boşluğa gelmesi gereken, “o” kelimeyi bulmuş olma hissi veya bulduğumu düşünmem; içimde, bir test kitabında kurşun kalemle çoğu doldurulmuş boşlukları tamamlamak gibi bir his getiriyor.
    Hepimizin bir baş etme yöntemi var. Anda olanla, olmuşla, olmayanla.
    İnsanın, kim olursa olsun bir yolculuk içinde olması güzel .Şu tuhaf hayat gailesi içinde kavrulup gidiyorken bile, insanın, bir kendini bulma veya bulduğunu zannetme yolculuğu var. Aklına getirdiği sorular, gözünden perdenin kalktığı anlar, kalbin bir etten organken sadece (Yılmaz Erdoğan ‘ dan alıntıdır), yüreğin olduğu zamanlar ve tüm fark edişler. Yolculuk uzun gibi geliyor ama su gibi geçiyor. Eski fotoğraflara bakmak, bunu anlamak için yetiyor zaten. Bu yazıyı şu duyguyla yazdım. Yani bana bunu yazdıran nedir diye sordum kendime. Eğer bu yolculuksa, geçtiğimiz yolları niye böyle yol bitsin gayretiyle yürüdüm, hatta koştum…
    Bugün de böyle benden inciler işte. Her zamanki gibi #içimdengeldiyazdım #kendimenotlar
    Şubat 26, 2024, Uşak

  • Bir Gün…

    “Bir gün” diye bir kelime var. Bazen sonraki değil, daha sonraki gün anlamında da kullanılır. Ama benim bildiğim anlamı, gelecekte olması muhtemel “bir gün”… Herkes için var “bir gün”…‌Görmeyi hayal ettiği o ülkeye “bir gün” gidebilmeyi umut etmek.‌Çektiği yokluktan kurtulup “bir gün” kendi deyimiyle “insanca” yaşamayı dilemek.‌Bırakıp geldiği memleketine “bir gün” dönmeyi hayal etmek.‌Bitmeyen kavgasıyla “bir gün” barışmayı umut etmek.‌Kaybettiği ışıltısının yokluğunu hissedip, “bir gün ” o ışıltıya kavuşmayı hayal etmek.‌Bitmeyeceğini bildiği imtihanının “bir gün” katlanılabilir olacağını hayal etmek.Böyle böyle, vardır herkesin “bir gün” cümlesi, “bir gün” hayali. Benim de var.Bir sene önce bugün, on binlerce insan da, kim bilir, içinde “bir gün” olan bir cümleyi belki kendine, belki eşine, belki çocuğuna, belki annesine söyledi. O “bir gün,” hiç gelmedi. Kimi uyuyordu. Kimi, bitmeyen tatlı bir son sohbetin içindeydi. Dinlemeye bile dayanamadığımız hikayeler duyduk. Duydukça ağladık, öyle kimimiz kimsemiz de yoktu yakından halbuki. Memleketin en acı günüydü. Biz öyle TV’ lerden izledik…Az önce evladını kaybetmiş bir annenin videosunu izledim. – “İnsanın göz yaşları kaynar akar mıymış, gözlerim ağrıyor artık ” diyordu.Ben ise oğlumla evde, yine ipe sapa gelmez bir ağız dalaşı içindeydim. Öyle derin bir boşluk duydum ki içimde. Derin bir, “bir gün ” hayali geçti içimden. Hiç bir durakta durmadan geçti hem de. Hemen o bir güne, en kestirme yoldan gitmek istedim. Belki dedim, benim gibi böyle bir anne vardı. Sonrasında neler oldu bilmiyoruz tabi. Biz kalbimize uzaklarda atılan ateşler gördük. Gerisi boş, gerisi anlatılamayanlar, sadece susulan, konuşmanın fayda etmediği zamanlar, günler. Ben bir yazı yazmıştım o zamanlar. “Ya sonrası” demiştim. Sonrası değişmemiş. Herkes ayakta kalmaya çalışmış, o kadar… O da kalabildiği kadar.