Kendimi temize çekiyorum
Kendimi temize çekiyorum. Böyle bir hissi yaşamak için, sanki kendimle, içimde affedemediklerimle vedalaşıyorum. Azot çevrimi gibi takılıp kalmışım aynı döngüde. Midem dolu ama ruhum beslenmemiş. Kanım sanki coşkuyla akmıyor. Temize çekiyorum kendimi işte. Affetmeye çalışıyorum. Affedemediklerime mesafe koyarak, daha az konuşurak, olmasa da kabul etmeye çalışarak.
O döngüden çıkıp, bu sefer daha da eskiye gidip, beni eskilerden bilip, tüm amasız fakatsız hallerimle, kilometrelerce yürüdüğümüz, bir şarkıyı bağıra çağıra söylediğimiz, aynı odada haftanın 6 günü mesai yaptığımız, tüm abuk hallerimizle yaşadığımız dostlukları öyle özlemişim ki. Bugün aynı tüm bunları yaptığımız arkadaşım Esra’ yı aradım. Esra, Zuhal ve ben. Üçümüz karnımızda birer bebek taşıyorken, hatta Esra ile daha da evvel deli dolu kızlarken, bir şarkıyı kasedi koyup çevire çevire aynı odada akşamı ederken ne zamanlar geçirmişiz. Sonrasında anlamsız bir kopuş…Bu kadar yıl hangi ara geçmiş…
Ve sonra Zuhal geldi buraya bir vesile ile. Eski arkadaşlar iyilikleri ile geliyorlar yanımıza. Sanki benim için kalbinin bir köşesine bu Türkan için diyip, iyi dileklerini orada korumuş ve uzak yıllardan, yollardan getirmiş. Zuhal bana dedi ki,
Türkan, hazır Esra. O da seninle görüşmek istiyor.
Gidince İstanbul ‘ a arayacaktım. Olmadı. Aradım bugün. Sanki her şey 11 yıl öncesinde kalmış. Ben konuşmak istemiyorum ne olmuş diye dedi. Konuşmadık. Temize çekiyorum kendimi. Kendime o kadar yalın geldim ki bu ara. İçim ayna gibi. Bakınca görüyorlar beni diye utanıyorum. Öyle huzur geldi ki bana, eskilerde bir kırık acaba bırakmadım kendime. Yine böyle bir akşam vakti, içimden geldi yazdım. İyi ki yazdım. Hep yazayım.