Bilmukabele

Bilmukabele. Hayatımızda en az bir defa kullanmış olduğumuz, sizin için de aynısını dilerim demenin, farklı bir söylenişi. Evet “Bilmukabele”. Sen sevdiysen, ben de sevdim, sen üzüldüysen ben de üzüldüm, senin için iyi olacaksa benim için de olsun, sen de yaşa emi! demenin bir tür söylenişi. İnsanlar artık pastanın büyük dilimini yemek istiyor. Bana ne düşüyorsa, sana da o düşsün dileği, gerçekten uzak. Olağan hayatta rasyonel de değil tabi. Yine de canı gönülden kimse, karşısındaki de iyi olsun istemiyor. Kendi başına birşey gelince de, sen de yaşa gör emi diyor. Benim aklımdan farklı bir şekilde cümleler geçiyor durmadan. Bugün de bunu düşündüm. Kimse dedim, gerçekten iyisini başkasının eline tutuşturmak istemiyor. Kontrolü elimizde tuttuğumuzu sandığımız hayatımızda, direksiyonu türlü türlü yönlere kırıyoruz. Bu resmin içinde ne işim var dediğimiz yerlerde buluyoruz kendimizi. Altına yün döşeği serip yatanı da, inci tozu katılmış porselen yemek takımı kullanan da bir yolculuk yapıyor. Kimi düşüyor kalkıyor, kimi hep galip gibi duruyor. Kimse kimseye, iyi dilek temennisinde bulunmuyor. Herkes bir hayat yaşıyor. Ortak paydaları eşitlemek imkansız oluyor. Salgın döneminde de bu böyle biraz. Salgına rağmen böyle. Ancak; garip bir şekilde de benzer oldu ilk defa paydalarımız. Yine yün döşeği zor bulup seriyor altına garip ama, bir anda herşey değişebilir diye düşünüyor insan. Aynı sağlık kaygısı, bir taraftan ekmek kavgası. Bilinmez bir yazı gibi yazdım farkındayım. Salgın bizi biraz aynı, biraz apayrı kıldı. Korkular, endişeler, hastalığın bir an önce çaresinin bulunmasına yönelik temenniler ortak, ama farklılıklar da çok. Eskisi gibi olmayacak hayatımızda, yeni normal denen her neyse, içinde şöyle bir cümle de geçsin isterim. ” Senin için de iyisi olsun, dilerim olsun.”

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir