Gel de geç Eylül
Eylül…İki hece. Her yer hem sıcaklık, hem de gündem olarak kaynarken, adı ile içimize ferahlık veren ay. Çok anlamlar yüklenebilir Eylül’ e. Dolu dolu gelen bahardan sonra, birikmiş kırgınlıkları üstüne üstüne süpürdüğümüz, yarım kalan kalp ağrılarını son dönemeçte daha çok hissettiren… Adı gibi, hissi de fiyakalı üstelik. Ayrılıkların, aşk şarkılarının baş tacı, son çeyrek planlarının en umutlu başlangıcı. O güzide mevsimin habercisi olan Eylül. Aslında seni hep sevmişim. Sonbaharda hep ardıma bakardım, bu sonbahar ardıma bakmadan yürüyüp geçmek istiyorum. İstemiyorum artık eldeli toplama çıkarma işlemlerini. Dümdüz yaşamak istiyorum. Bu Eylül ürkütüyor beni, adı bende hayranlık uyandırsa da. Her gün bana öyle değişik bir mevsimden geçiyoruz gibi geliyor ki. Bu belirsizlik, bu sıcak hava, artık anlık değişen ruh halimiz, giderek tuhaflaşan yeni dünya ve oyuncuları. Bu tuhaflığa uyum sağlama hızımız bile beni şaşırtıyor. Kendim, kendime şaşıyorum bazen. Her şey çok hızlı ve sıradanmış gibi yaşanıyor. Gerçekten öyle mi hissediliyor, bunu düşünüyorum bazen.
Eylül sanki bütün bunların hüznünü biriktiriyor kendinde. Huzurla gel ve sağlıkla geç Eylül. Çünkü bu sefer buna çok ihtiyacımız var…