Hak ediyor muyuz?
Benim, benden yaşça küçük arkadaşım Şeyma, duygu kavanozlarından bahsetti. Bir eğitimde hocası, duygularımızı zihnimizde kavanozlara yerleştirdiğimizden bahsetmiş. Bana bu örneği, benim ona gönderdiğim yazıya atfen anlatmaya başladı. Aramızda yıllar var, benzer hayatları da yaşamıyoruz. Ama, birbirimizin duygusuna teğet geçiyoruz. Dediğimizi anlıyoruz. Aslında böyle demek istedim ile başlayan cümleler yerine, daha içi dolu, tok cümleler var. İletişim böyle olsa gerek. Hep insanların birbirini anlamadığından, anlaşılamamaktan bahsederiz. Bu kadar kolay aslında. İşin sırrı, duygunun sana geçmesi, sende kalması. Gerçekten ortak bir hissi yaşamış olmak veya bunun üzerine kafa yorabilmekte iş. Ben seni anlıyorum diye cümleler kurarken biz, kendimiz nasıl anlarsak öyle anlamış oluyoruz. Yani, anlamak da öznel. Artık, anlayıp dinlemek makul olan değil sanki. Hep yargılamak, hep altında bir çapanoğlu aramak var. Hani, gerçekten ey insanoğlu idik biz, farklı farklıydık ama bir idik. Kendim dahil, ses yükselterek anlaşılmaya çalışmaktan, ülkemdeki gergin ruhların yarattığı duygu bulutu altında ezilmekten, en ufak bir anlaşmazlıkta, bir durum mu var birader? bakışından daha iyi bir havayı hep birlikte hak etmiyor muyuz? Sizce?