-
Keçileri Salasım Var
Sıkı sıkı bağladığım keçileri salasım var… Genellikle kadınlar 40 yaşından sonra yaşadığı hayatı sorgulamaya başlıyormuş. Bende böyle oldu. İmkanı olanlar kendini bir psikoterapi seansında bulurken, kimi de içsel bir değerlendirme sürecine giriyor. Kendimizi iyileştirmeye, türlü türlü yollarla şifalanmaya çalışıyoruz. Aklıma şu meşhur fotoğraf geliyor bu ara. Şu İngiliz donanmasına attığı mermi ile donanmayı dize getiren Seyit Onbaşı’ nın fotoğrafı…
Kaldırabileceğim yükten fazlasını sırtlanıp, gemileri yakasım var. Ama kafam flu. Sanki boş bir kağıda çektim zihnimi. Ne vardıysa önceden hepsi boş kağıtta şimdi. Neydi diye bakıyorum şimdi mesela. Gemileri yakıp, yanlış yerde lafı koydum diye pişman olmaktan çekiniyorum. Böyle oluyor kimi zaman, haklıyken haksız konuma düşmek tam da bu. O yüzden zamanında konuşmak, hakkını aramak gerek. Belki de tavır koymak, sana ona göre davranılmasını sağlamak. Çünkü bu düzende, kendini prenses zannedip dünyayı etrafında çevirenler kıymetli. Ya da birşey yapıyor görünüp, iki işi bir arada yapamayıp çok iş yaptığını sananlar. Onlar kıymetli. En çok söylenen, kendini bay doğru zannedenler, iyi pazarlama yapanlar. Belki de vedalaşmak gerek böyleleri ile. Sağlam bir veda, hatta yok sayma hükmünde olmalı. Vakit varsa, sende de varsa… #içimdengeldiyazdım #kendimenotlar
Not: Yazı eski tarihli. O gün öyle düşünmüş, yazmışım. Onlarca yazı var böyle, her telden. -
Ruhum Doysa
Kafamın içindeki sesler, yazılarımı yazıyor. Özellikle Kerem’i uyutmaya çalıştığım zamanlarda, adının ne olduğunu bilmediğim bir peri gelip sanki bana fısıldıyor. Bir de böyle düşün diye. Aslında düşünmek ciddi bir mesele. Malum, düşüneni de ifade edeni de pek sevmiyoruz. İyi ve güzel şeyler söylüyorsan, hayal dünyasında geziyor oluyorsun. Bir hayalin varsa ölçülebilir olmalı ve mümkünse ekonomik olarak bizi bir yerden bir yere taşımalı. Diğer türlüsü değersiz çünkü. Hatta, sabah arabayla fabrikaya gelirken dedim ki, buraya geldim geleli duyduğum minnet duygusunu nasıl bertaraf edeceğimi bilmiyorum. Çok anlaşılır olmasa da şu an söylediğim, sürekli bana dayatılan bir duygu ile belki çok alıngan bulunduğum için, belki de dünyanın onlar için dönmesi gerektiğini düşünen kimileri yüzünden, bu duyguyu yaşadığımı daha hissedilir bir biçimde anladım. Günlerdir, kafamın içindeki sesler bana diyor ki;
– İçine dönmek çok güzel şey. Bir baksan aslında bu tatminsizliğin, bu sorgulamaların altında neler bulacaksın kim bilir?Hatta içime bir baksam, kocaman taşları kaldırıp içinde halen bir varlık, halen kaynayan bir canlılık bulacağıma da eminim. Geçenlerde arkadaşım İlke ile mesajlaştıktan sonra bunu düşündüm. Çok güzel çizimler yapıp, içine dönmeyi öyle güzel anlatıyorsun ki dedim. Bir an imrendim ona. İçim en kıymetli yanım. İnsanın bedeni yaşar, yaşlanır ve bir gün yok olur. Arkamızda rüzgar gibi bir ruh bırakıyoruz. Sanki, eteğine rüzgarı takmış bir ruh, insanın yakıtı gibi. Bazen donuyor bu ruh, yok olmak üzere, mutsuz ve herhangi bir şeysiz kalıyor. Ama var, insan gidiyor, yine de var. Olan şeyi, halen içimizdeyken bu kadar boşlamak niye. Onu hep ikonik hale getirdiğimiz ödüllerle doyuruyoruz. Onlar varsa daha da taçlandırılmış ruhumuz, sonrasında yine aç kalıyor. Burada bir yanlışlık var. Her şeyin bir yeri var elbet. Olmazsa olmazlarımız. Standart konfor alanımızdan çıkmayı çoğumuz istemeyiz. İçimize dönüp, karşılaşacaklarımızı kabul etmek çok zor da olabilir. Belki bu yüzden en yakınımızdakini görmeden, onlar için kafamızda oluşturduğumuz ve doğru olduğuna emin olduğumuz “yakıştırma sıfatlarla” bir pervane gibi ama etrafına ne ısı ne de bir ferahlama veremeden yaşıyor kimi insanlar. Hep kafasındaki doğruları dikte edip, kendi ruhunu bu işten sıyırıp, kendini ve en kıymetlilerini görmeden, duymadan. Ben kendimce anlattım, kafamın önünde bir model, tam olmasa da yazdım işte. Mart 31, 2023 Uşak #içimdengeldiyazdım
-
Kapak Kızı Üçlemesi – İçimden Bir Kitap Geçti
Ayfer Tunç’ un “Kapak Kızı” üçlemesi diyebileceğim 3 kitabını, kitapların içinde kaybolarak bitirdim. Kitap bitti ama ben elime başka kitap almak istemiyorum. Yazar’ ın kitaplarıyla ilk defa tanıştım. Bana duyguları bu kadar hissettirerek anlatan, hem de farklı karakterlerin gözüyle bunu yapabilen bu kitaptan sonra elime bu tarz başka bir kitap almak istedim. Sonra sipariş vermekten vazgeçtim. Beni sarsacak üst üste dedim. Zaten açmışım kapımı, gel diyorum tüm duygular karmaşasına. İçerilerde bir yerlerde bir hayat var ama biz kıyısından köşesinden geçip gidiyoruz. Geçenlerde yolda aklıma geldi. Dedim ki, acaba bir şarkıyla, bir filmle, bir kelimeyle, bir mimik ile anlatılmamış ya da bilinmeyen bir duygu var mıdır? Bence yoktur. Bu çağa gelene kadar zaten anlatılan anlatıldı. Yok daha neler dediğimiz çok şey de yaşandı. Ama ben çok rahatsızım. Bir insanın yaşayabileceği, yaşatabileceği her şey en koyusundan, en alından, en morundan, en eninden önümüzde film gibi oynatıldıysa madem, neden böyle ? Her şeyin bu kadar normalleştiriliyor, unutuluyor olmasından bahsediyorum. Bu kadar gerçek bir şeyler var madem… Kendimize suni gündemler yarattık. Herkesi kolayca linç edip, o saniye hakkında ne söylemek istiyorsak söyleyip, hayatlarından defolup gidebiliyoruz. Tüm bunları klavyenin gücü ile yapıp, yüz yüze ilişkiyi bu kadar kuramıyor iken, filtreler, etiketler ile sıkı fıkı ilişkimizi etiketliyoruz. Hadi bu mecralarda bunu yapıyoruz da, gerçek olana ne oldu bilmiyorum. Konu komşu kapımızı açmıyoruz. Gerçekten bir sıkıntım olsa, olmasa da sadece kaygı düzeyim yüksekse ve dertlenmek istiyor ya da sadece öyle boş boş durmak istiyorsam, kimin kime karşı sabrı, lafını değiştirmeden dinleyecek takati var, bunu düşünüyorum bazen. Ben de bu rahatsız olduğum kimseler gibi yapıyorum, kapıyorum gönlümün kapılarını, açıyorum filtreli hayatların görünür kısımlarını. Belki herkes kendine göre haklıdır, belki de çoğunluktayızdır böyle düşünen.
Mart 20, 2022, #kendimenotlar #içimdengeldiyazdım #nedeniyok -
Sizin de vardır kim bilir?
Hepimizin kendini koruma kalkanları var. İnsana bazen bir es ver yahu dedirten yoğunluk, artık trend olan astrologların “Bunlar iyi günleriniz, hadinn bakiimm” manasındaki bizi sürekli aportta olma konusunda tembihleyen tahminleri, her mecradan ulaşabileceğimiz falancaya ne olmuş olabileceği, hatta kimi zaman hiç görüşmediğimiz kişilerle aynı sosyal çevrede yaşıyor hissi veren yoğun bir paylaşım furyası ve dahası. İnsan özünü yaşayamıyor gibi hissediyorum. Aslında ne hissettiğimizi anlamadan, sağda solda akan bir uyarana takılıp gidiyoruz. Hop oradan, hop buraya… Bana bu yazıları hep bir şey yazdırıyor. Bugün” Anne, yatağa gidiyy” diyen oğlumu uyuduktan sonra tavşanının yanına koydum ve üzerini örttüm usulca. Gece bize uyku mu, uykusuzluk mu ne getirecek bilemeden huzurla baktım ona. Kerem oraya tırmanma, Kerem konuşmuyor, Kerem ağlıyor, Kerem şöyle mi, Kerem, Keremmm diye geçen günlerde o kadar az an var ki gelecek kaygısı taşımadığım. Aklım fikrim yarında. Benim koruma kalkanım aslında bu “an”mış. Çeşitli vesilelerle bunu defalarca hatırlayıp sonra unutuyorum. Belki siz de öylesinizdir. Bayram tatili başlayınca bir kapanma hissi yaşadım yine. Kendime döndüm. Yine içime baktım. İyi şeyler söyledim. Çocuklarımın güzel kokularını duydum tekrar. Var mı sizin de bir olan bitene dur deme kalkanı?
#içimdengeldiyazdım #kendimenotlar
Nisan 30, 2022 -
Senin Hikayen
Geçenlerde yine bir şeyler yazmaya çalışıp yarım bırakmışım. Her zaman yaptığım gibi…
“Hepimiz bir hikâyeyi tamamlamaya çalışıyoruz. Dünyanın merkezine her tür renkten iplerle bağlıyız aslında” diye yazmışım.
Bu ara kendimi bir çarkın içindeymiş gibi düşünüyorum. Çark, yaşadığımız günler, geçip giden ömür. Finalde bizi kimler, hangi mekanda bekliyor bilemeyeceğiz.
Bir cümle okudum dün. Şöyle diyordu:
– Hepimiz hayattan alacaklıyız.
– Hayatın bize ne borcu varmış ki? dedim sessizce. Sonra bu yazının da yazılma sebebi oldu. Yazmak için bir çıkış noktam olmadıkça sonunu doğru dürüst getiremiyorum çünkü. Yaşamayı, bir hikâye yazılacaksa madem, eksik kalmasın diye o çarkın içinde dönmek, her seferinde basamakların önünde yeni kapıları açmak gibi gördüm. Bir kapıdan diğerine, hep yeni bir girizgah ve yeni bir hikâyeyi kusuru ile de olsa tamamlama gayreti. Belki böyledir, belki sözcükler bu kadar anlatabiliyordur. Duygular, düşünceler değişir, belki bu da suyun yolunu bulduğunu gördükçe, bildikçe değişecektir. Alacaklıyız demişler ya. Sahi neden öyle hissediyoruz kimimiz? Bazen bende de oluyor bu tuhaf duygu. Herşey eksiksiz olsun istiyorum. Değiştirmeye gücümün yetmedikleri, kimi zaman bana ağırmış gibi gelen yüküm mesela, olmasın diliyorum. İşte falan şey de böyle olmasa, nasıl da iyi olurdu diyorum içimden. Kendimce hikâyemi tastamam yazmaya çalışıyorum. Ama unutuyorum işte, unutuyoruz, hikâye elbet eksik kalacak. O zihnimde canlandırdığım çarktan atmam gerekiyor kendimi. Eskiden trenlerdeki emniyet frenini çekmek gibi. Mesela elinde anlamadığın bir raporla bir odanın kapısında bekliyorsun, yahut bir yakınının derdine merhem olamıyorsun, bazen bakıyorsun etrafa, fren yok. İçimi dolduran bunca iyi, kötü şeyden sonra, anahtarı arayıp tüm çantayı boşaltmış ama yine de bulamamış gibi hissediyorum. Diyorum ki, hikayeler her zaman tamamlanmaz, olan biten zaten senin hikayen…
Mayıs 10, 2022