Biraz Umut
İşin ilmine ermiş gibi yazamam, ahkam keser gibi konuşmayı deseniz, konuşamam. Belki anlık, kendi içimde yoğun bir şekilde hisseder ve duygu geçişini ancak kendime hissettirebilirim. O yüzden, ne yaptığım karalamalarda, ne de burada, öğrendim ki diye başlayan süslü cümleler kuramam. Sadece der, paylaşırım belki. Başlarda, yeni bir ruh halinden ötekine geçeceğimi, kısıtlamalara rağmen günlerin sular gibi geçeceğini tahmin edemezdim. Özlemeye nasıl dayanacağımı da mesela hiç düşünmemiştim. Her şey normale döner ve yaz yine başlardı. Ama eskiye dönmek zor gibi. Dün sahurdan sonra, babam geldi aklıma. Biz buradan gidince, çocukları sırayla koklar, kokularını içine çeker, sonra da anneme seslenir, ” Esiiin, ohh, tamam, bitti benim işim, bitti özlem der”. Ona göre özlemek demek, torunlarının kokusunu ciğerlerine doldurmak. O kadar çok an varmış ki yaşanan, en kıymetlilerinden hem de. Babamın bize yaşattığı, bize sıradan gelen bu an gibi. Bugüne kadar anlamamış, görmemişim. Bir arkadaşım, evinin balkonundan, binalar arasından görünen denizin fotoğrafını paylaşmış. Ah dedim, deniz kokusu geldi burnuma. İstanbul’ da Mehmet ile gittiğimiz açıkhava konserlerinde, denizden vuran esinti, çoook eskiden gittiğimiz Rumeli Hisarı konserleri, yaz mevsiminin, müziğin ve birlikte olmanın mutluluğu. Sanki bu günler hiç geri gelmeyecek gibi. Tabi bir de komplo teorileri var. Bunlara inanmak dahi istemiyorum. Her şeyi fotoğraf kareleri ile aklımda tutan ben, dokunmadan, kokusunu duymadan, hissetmeden nasıl yeni bir düzende yaşayacağımızı hayal edemiyorum. Çocukların bu düzende ne kadar çocuk olabileceklerini düşünüyorum. Bazı günleri çok sıradan hissederken, bazı günler mutsuz, bazı günler enerjik oluyoruz. Tabi aynı ev içinde birbirimizi etkiliyoruz. Onların gözüyle görebilince, daha umutlu olmak için sebepler buluyorum kendime. Bazen durmak, birşey yapmadan beklemek istiyorum. Sadece şu mübarek ayda şükretmek, şükretmek, şükretmek… Kavuşmanın kıymetini bileceğimiz eski güzel günlere doğru umut etmek istiyorum.