Çocuklar
-
İyi ki doğdun annem
Bir yerlerde okumuştum. Hatırımda kalmış. İnsanlara ” Eğer yeniden dünyaya gelme şansınız olsa, annenizin başka biri olmasını ister miydiniz?” diye sormuşlar. Çok büyük bir kesim annesini hiç kimseye değişmeyeceğini söylemiş. Düşünsenize 70 yaşına gelebildiniz, belki anneniz artık sizinle değil yahut Allah ömür verdi, sizinle; ki şanslısınız. Biliyorsunuz, türlü türlü huyu var annenizin, belki zaman zaman siz de katlanamıyorsunuz ama ” annem” diye başlayan bir türkü, şarkı duysanız, gözleriniz nemleniyor,sesiniz titriyor. Ben de annemi kimselere değişmem. Farklı şehirlerde yaşıyor olmamıza rağmen, annemi aradığımda, telefonu “Efendim kızımm” diye açabileceğini bilmek benim güvenli alanım, huzurlu bir rutin belki benim için. Anneliğim de, anneme bakışım da epey evrildi. Hakkını vermek için çabaladığım hayatımda en büyük kavgayı kendimle ettiğim günlerden bugünlere gelene kadar, her zaman, annem var dedim. İyi ki var. Annem var ve ben halen çocuğum. Annem var ve çocukluğumun arka bahçesinde halen çiçekler var, evde menekşeler, dolapta yaş pasta, fırında kıymalı pide. Hatta yıkılmış gitmiş, yerinde iş merkezi olan Ünverdi Sineması’ nda Kemal Sunal filmleri gösteriliyor. Annem var ve evet çocukluğum da canlı, ilk gençlik yılları koşar adım, düşe kalka, genç kadınlık zamanları geçiyorken annem var ki, ben hem onun çocuğu, hem oğlanların annesiyim. Bugün annemin doğumgünü. İyi ki var annem. Annem iyi ki doğmuşsun, iyi ki bizimlesin❤️🙏
-
Şükür
Bizim evde baba ile yenilen akşam yemekleri çok nadir olur. Çocuklar da, ben de bunu kabul etmiş gibiyiz. Bugün iftar sofrasında, beşimiz bir arada, ezanın okunmasını beklerken, Kerem zorla oturtulduğu mama sandalyesinde mızıldıyor, Alp ile Mert yine didişiyorken ” Çocuklar, bir şey söylemek istiyorum” dedim. ” Bazı anlar insana o an çok sıradan gibi gelir ama yokluğunda ne kadar değerli olduğunu anlarız. Tıpkı şimdi bir arada olup birlikte, sağlıkla bu masada olabilmemiz gibi “dedim. Alp, daha ben belki üçüncü kelimemi söylemeden ” tamam, tamam” demeye başladı. Yine lafı ağzıma tıktı. Söylediğim her lafı, bir nasihat sanarak ondaki “ben”(anne) algısını kolay kolay aşamayacağımı biliyorum. Konum bu da değil aslında. Kıymet bilmek diye bir şey var. Yaşarken, ne büyük zenginlik olduğunu bilmediğimiz binlerce an var. Şikayet ettiğimiz çoğu şey, bazen iyi ki var. Bu günler çok fazla dram içeriyor. Eğer sağlıkla geçersek şu günleri, hatırımızda çok buruk kalacağı kesin. Yine çember daraldı. Bu sefer yorgunluk var, bıkkınlık var, ekonomik zorluklar, duyduğun giden çınarların, gencecik insanların haberlerine boynunu büküp üzülmek var. Elimizde ne kaldıysa, belki de tadını çıkarmak gerek. Bir daha yaşanır mı bilemeyeceğim her anı bana bir lütufmuş gibi yaşamak istiyorum. Dua ediyorum aklıma geldikçe. Allah’ım aç kalp gözünü ne olur şu kalbi tükenmiş insanların diye. Ama kime dokunsan haklı, kimi tükenmiş, kimi gelgitlerde, kimi ekmeğinin peşinde, bir şey görecek gibi değil. Şairin dediği gibi; ” Nerede o gördüklerim, nerede o beklediğim, rengi başka, tadı başka…” Herkes için huzur, sabır, sağlık diliyorum bu mübarek ayda..
-
Anneler Günü
Annelik içgüdüseldir, babalık öğrenilir diyenler var. Evet anne olmayı istedim. Allah bana, 3 evladımın kokusunu içime çekmeyi nasip etti. Yüce Allah’ıma sonsuz teşekkür ederim. Bundan 12 yıl önce anne olduğumda, oğlumu ilk gördüğümde ay ne güzel şey falan demedim, içimde kelebekler de uçmadı. Zaten apar topar girdiğim sezaryen psikolojisi ile gözlerim ağlamaktan şişmişti. Bebeğim cerrahi bir operasyon sonucu, ben baygınken çıkarılmıştı. Hem ben doğum mu yapmıştım. Normal doğum yapsaydım da görseydim sancı ne demekti.Eve geldik. Bu sefer sütün yok dendi. Bebek durmadan ağlıyor ve uyumuyordu. Kitaplarda 18 saat uyur deniyordu. Hâlbuki benim bebeğim 15 dakika bile uyumuyordu. Çok gazlıydı belki ama ilk dört ay zaten gaz da olmazdı. Sonra ilk günler istemedim onu. Mehmet’ e durup durup ” Biz ne yaptık?” diyordum. Kendi depresyonum ile sürekli ağlayan bir bebekle beraber mücadele etmeye çalışıyordum. Kimse beni anlamıyordu. Sütün yok, doymuyor, bu nasıl bebek diyorlardı. Bebek ağlarken, ona öfkelenip ” Bırak ağlasın” diyordum. Sonra içim geçip gözümü kapadığımda, bir beşiğin içinde bebeğim sürüklenip gidiyordu. Ben bir şey yapamıyordum. Çok şükür ki çok kısa sürdü. Ama beni duygudan duyguya vurdu. Kolay olmayan günlermiş. Sonradan anladım. Anneler günü ile ilgili benim de edecek lafım olsun istedim. Eşim bana ilk anneler gününde tost makinesi almıştı. Çok bozulmuş, ama o an birşey diyememiştim. Anne olarak en çok anlaşılmayı istedim, özledim. Benim istediğim, bir tost makinesinden çok destek, anlayış, empatiydi. Anneyim diye, kendimi kimsenin hayatının merkezine de oturtmadım. Tüm kendimden geçişime, aklımın bir köşesinde kalan, artık gerçekleşmeyecek istek ve arzularıma rağmen anne olmaktan hiç pişman olmadım. Anneler günü bir gün değil, anneler ve çocukları oldukça her zaman var olacak. Evlatlarına tüm kalbiyle annelik yapmaya çalışan, doğurmuş, doğurmamış tüm annelerin anneler gününü kutlarım.
-
Yazmak her zaman anlatamaz
Çocuk olmak güzel şey. Artık çocuk olamayacağımıza göre, bir çocuğun gözleriyle görmek güzel şey diyeyim. Ben çocuklara:
– Dede olasınız, sakallarınız böyle beyaz beyaz olsun” diyorum.
Mert:
– Anneee, öyle deme sürekli, ben büyümek istemiyorum” diyor.
Öğretmeninin Mert’i tanımlarken kurduğu cümlenin bir yeri şöyleydi:
– Çocuk olmanın saflığını, doğallığını koruyabilmiş ….
Mert’ in bugün yaptığı peluş oyuncak listesini görünce anlık duygular geçti benden yine. Bu sefer dökemedim yazıya. Hissettiklerim söyleyebildiklerimden çok fazla oluyor bazen. Yazsam kusurlu oluyor. Keşke tüm çocuklar çocuk gibi büyüme şansına sahip olabilseydi diye düşündüm sadece… -
Koyversem
Dün bir TV programına denk geldim. Programın sunucusu “40 yıl önce annemi kaybettim. Hastaneden bana gönderdiği mektupları evi toparlarken buldum. Bir çocuk olarak ne kadar çok sevildiğimi yeniden hatırladım ve bu duyguyla günlerdir baş etmeye çalışıyorum” dedi. Aslında çok daha güzel ifade etti. Aklımda kelimeler hep ardı sıra dizilmiş, bir yazının girizgahını oluşturacak gibi bekliyorken, ben onları her seferinde havada kaybediyorum. Benim nereye gittiğini bilmediğim, havada yazılı kelimeler cennetine gidiyordur belki. Yani kısacası yazamıyorum. Aklıma geldiği an ses kaydı yapmak yazmak gibi olmuyor. Ses kaydı da mümkün olmuyor gibi. Neyse, bu ara acaba hangi unutulmuş duygumu özledim diye düşünüyordum, Aslı Şafak’ ın TV programındaki o sözleri benim yazımın girişi oldu. Böyle, gönlümün titriyor oluşu, hisleri tercüme etmeye çalışıyor olmam bana bazen lüzumsuz bir gayret gibi geliyor. Çünkü hayat olanca hızı, çilesi, adaletsizliği ile yürüyüp giderken, şu olan bitene, sadece izleyici olarak bile, katlanabilmek artık insani duyguları kontrol edebilme çabasının çok daha üzerinde bir irade gerektiriyor. Bu da ayrı bir konu. Yani ben bunlardan bahsederken hep farkındayım olan bitenin. Hatta, hadi kızım, yaz, çiz ne düşünüyorsan diyorum ama çok fevri bir hareket olması bir yana, susma hakkımı ve susma statüsünde olma bilincimi kullanıyorum diyelim. Ben de hoşuma gitmeyen toplumsal çarpıklıkları işte burada diye göstermek istesem de, yazamıyorum işte. Hep bir frene basma hâli var bende. Koyversem olmayacak diye tutturdum kendi kendime. Unuttum sevdiğim şeylerin bana hissettirdiklerini. Unuttuğum duygularım var dedim ya, yani, yapabildiklerimin bana hissettirdiklerinden bahsediyorum. Mesela kendim olmak. Gerçekten kendim gibi yaşamak, ruhumu doyurmak, odaklanmak, istediğim insanları yamacımda, diğerlerini ötede tutabilmek, kitaplara kendimi kaptırabilmek, zaman ayırmayı kahve içmenin çok ötesinde algılayabilmek, birinin kıymetlisi olmak, içimdeki öğrenme aşkını yeniden ateşlemek, yağmurlu İstanbul trafiğinde Nihat’la Curcuna dinlemek, eski bir şarkıyı yanda bekleyen araçtaki insana aldırmadan bağıra bağıra söyleyebilmek… Listem uzun. Bu yazıyı yine zor yazdım. Benim yazma hevesim ile Kerem’ in uyku saati denk gelmiyor. Hiperaktif ötesi bir 3 numaram var. Yazım hatalarım varsa affola.
Not: Sevgili Şeyma, beni yazma konusunda motive ediyor:) 2 gün önce, ” Yatırımların karşılık buluyor abla” dedi. Mert ile Aziz Sancar’ a mektup yazmışlar. Şeyma’ nın dediği gibi; yatırımlarım belki karşılık buluyordur.🙏 -
Marshmallow Endeksi
Çoğu zaman elimizdeki zenginliği biliyor, görüyor ama onunla mutlu olmayı erteliyoruz. Elimizde avucumuzda ne tutuyorsak, ilelebet bizimle kalacak yanılgısındayız. Aslında hayatımız basit bir matematik. Anıları topluyor, biriktiriyoruz, çoğalıyor, eksiliyoruz ve sonra dağılıyoruz. Hayatın düzeni öyle veya böyle işliyor… İyi anıları, bize ortaklık eden insanları, duyguları sinemizde en kıymetli yerine koyarken, en zorlandıklarımıza göğüs germeye çalışıyor, yıpranıyoruz. Aynı anda aynı ruh tüm bunları hem yükselen bir coşkuyla kabul edip, hem de en şiddetli şekliyle yaşayabiliyor. İnsan en karmaşık yapıya sahip canlı ne de olsa. İnsan kendi kendinin sırrına bile varamıyorken, günlük hayatın insanı kaybeden gailesi ile, her gün bize sıradan geldiği için farkına varamadığımız pırıltılar yolumuza ışık olsun demeyi unutuyoruz. Kendi kendime bir ekonomi terimi buldum. Sadece kendim dillendiriyordum. “Mert’ in marshmallow endeksi”:)) Mert, her gün okul kantininde marshmallow fiyatının arttığından bahsediyor. Sanırım onun mutluluğa erişme hedefi daha uzak bir noktaya taşınıyor:)) Sadece evde böyle tatlı bir muhabbetin varlığının bile beni mutlu etmesi gerekirken, başka olumsuzluklara, kontrol etmeye gücümün yetemeyeceği, belki de varolması muhtemel şeyler için kendimi çeşitli senaryolar içinde bulduğum oluyor. Hâlbuki gün bugün. Evet yarın da var. Onu düşünmekten bugününü, anını unutmamak gerek. Bugün de benden inciler böyle olsun. İçimden geldi yazdım. Aralık 23, 2021.
-
Evham mı dediniz?
Bazen her şey çok yolunda gibi oluyor. Birden nasıl böyle hissedebildiğime bir anlam veremiyorum. Hatta böyle olması çok tuhaf diyorum. Çünkü evde ufak tefek vukuatlar, ergen tartışması, kardeş kavgası her gün farklı dozda devam ediyor. Bazen de şimdiki gibi oluyor. Tetikte bekliyorum. Çocukların hasta olacakları belliyse, o gece daha ateş çıkmadan, öksürük şiddetlenmeden tetikte bekliyorum. Ben burada bir duygumu paylaştığımda, insanların üzülme geçer, biz de böyleydik gibi iyi niyetli yorumları yanında, ne var ki bundan bahsetmiş demesi de aynı duygu durum ifadesine verilen farklı bir davranış örneği. Açık açık yazmak istiyorum, tam da işte böyleyim diye. Sonra burası çok doğru bir mecra olmasa gerek diyorum. İnsanların kendi derin! bakışlarını koydukları en doğal fotoğraflarının altındaki ingilizce mesaj kaygılı içerikleri görüyorum. Sen yanlış yerdesin kızım. Git başka yerde arz-ı endam et diyorum ama şimdilik yine bu mecra ile devam ediyorum. Çocukları büyütürken yaşadığım en derin duygu belki de, zor zamanlarda evham ve tuhaf varsayımların içinde olup, yalnızlığımın bu varsayımlarımı karşılayamayacak güçte olma ihtimalini hissettiğim zamanlardakidir. Çok anlaşılır ve hissedilebilir bir tanımlama mı bilemiyorum. Yalnızlığın da bir gücü var bence. Bazen çok güçlü oluyor. Eyvallahım yok sana mertebesinde. Çünkü bendim o gün oradaki, sen değil durumu. Ya da işte böyle anlatmaya çalıştığım durumdaki gibi. Yoksa ben de biliyorum, günün döndüğünü, sabahın olduğunu. Kimi insan böyle oluyor işte. Herşeye bir anlam yükleyip, sonra da bunu anlatmaya çalışıyor. Benim gibi…Kelimeler bazen hiç bilmediğin akıllara giriyor, birinin duygusu, aklına yerleşen bir hikâye, sana karşı takındığı tavrı oluyor. Kelimeler sanki uçan bir halı gibi, üzerinde türlü türlü motifleri, herkesin gözü seyreyliyor da, her gönüle giremiyor. Ocak 10, 2022
-
Güzel Hatıralar
Hatıralara tutunmak, gelecekte yeni hatıralar biriktirme ihtimalinden daha çok sarmalıyor bizi. Bu, yaşın getirdiği bir eğilim mi yoksa zamane mi bunu getiriyor beraberinde, çözemiyorum. Hatıralarımızı nasıl sakladığımızı düşündüm az önce. Tab ettirdiğimiz 36′ lık Kodak film ile mi? Kokularla mı? Aklımızda kalan yaşadığımıza emin olduğumuz bir an ile mi? Ya da yaşanmamış, bize anlatıldığı için yaşadığımızı sandığımız anlar ile mi? Hatıralar, kimi kişisel tarihimize tanıklık eden, sahiplendiğimiz, her biri kendine has kokusu, takvimde sadece bir yaprak olan geçmiş bitmiş zamanlar mıdır sadece? Ya da bugünü, şimdiyi yaşarken biriktiğini anlamadığımız geleceğe aktarım mıdır? Alp ve Mert’ e hep şöyle bir şey söylüyorum. “Çocuklar, güzel hatıralar biriktirelim. İleride, bu günleri andığımızda, aralarında bu günkü gibi bir an olsun ister misiniz?” diyorum. Beni anlamadıklarını düşünüyordum. Çok sık tekrarlıyorum bunu. Sonra bakıyorum. Evet, onların da hatıraları, yol böyle hızlı hızlı akarken birikiyor. Onlar da anneleri gibi, bir gün, geçmiş gitmiş ne varsa çok kıymetli olduğunu anlayacaklar. Biz yolu yürürken anlayamamıştık. Onlar da benzer yollardan geçip üst üste ekleyebilmenin ne kadar özenle yapılması gerektiğini bilecekler…
#içimdengeldiyazdım#oğullarımanotlar
Şubat 11, 2022Not: Yazı, yine yazarken başka bir yöne evrildi. Aslı Şafak’ın programında izlediğim bir cümleye ithafen bir yazı yazmıştım. Sonra, bunu kendisine gönderdim ve bana şöyle bir yanıt verdi. “Yazın, hiçbir şey yazamasanız bile, mesela Kerem’ in hiperaktivitesini ne kadar sevdiğinizini yazın, çocuklarınıza mektup yazın, 70 yaşına geldiklerinde, artık siz olmadığınızda, bir zamanlar onları olduğu gibi seven birilerini hatırlamak, varoluşlarını sahiplenmeye yardımcı olur.” Ben de, yazıyorum, söylüyorum, ama eksik, ama kusurları ile, ama güzel…
-
Endişe Ağacı
Mert’ e okuması temennisi ile pek çok kitap aldım. Birini alırken, evet bunu ben de okumalıyım diye düşünmüştüm. Kitabın adı Endişe Ağacı. Kitabın kahramanı Juliet çok kaygılı bir kız çocuğu. Kaygı düzeyi arttıkça kaşıntısı artıyor. Mesela, pek çok koleksiyon yapıyor, her şeyi sürekli kontrol altında tutmaya çalışıyor. Akşam yatağa yattığında endişeleri ile başa çıkmak için, büyükannesinden kalan evde, duvar kağıdının altında kalan endişe ağacını, yine büyükannesinin desteği ile keşfediyor. Her endişesi için ağacın dallarında farklı hayvanlar var ve baş parmağı ile işaret parmağının arasına endişesini alıp, ilgili hayvanın baş etmesi için onun dalına endişesini asıyor. Sonra uykuya dalıyor… Yani endişesini bir süreliğine ödünç veriyor. Sonrasında yine mücadele devam ediyor. Dün akşam kitabı okumadan önce, Kerem’ e bakıp düşünüyordum. Hep olsa iyiydi, olmasa iyiydi gibi deriz ya. Mesela oğlum akıcı konuşsa, Mert her şeye kendini sıkıp ağlamasa, bu ergenlik denen şey daha ılıman geçse, ağrımasa bir yanımız, hasta olmasa en yakınlarınız, işlerimiz hep yolunda gitse, mevsimler gibi olmasa hayat… Ve uzar gider. Endişeyi kaygıyı yüklenen biri olmasam mesela. Çocukken, benim de olsaymış bir endişe ağacım. Neleri asardım dalına o günler kim bilir… Kendimce çocukluk endişelerimi, takıntılı hallerimi…
Juliet ‘in sürekli kaşınması gibi, benim de kaskatı olan bacaklarımın ağrısıydı belki endişelerimin tepkisi. Çocuk aslında kendince ne çok şey yüklüyor, değil mi küçük dünyasına. Keşke şimdi de olsa endişe ağacım. Assam dallarına kaygılarımı, sonra unutsam onları orada… Haziran 25, 2022 #içimdengeldiyazdım #kendimenotlar -
Vazgeçiş
2 gün önce, kucağımda Kerem, tülün arkasından süzülen güneş ışığının ne de güzel kırıldığını düşünerek dışarı bakıyordum. Zaman bazen durmuş gibi olur ya hani…Sanki ışık, çimlerin her noktasına farklı bir renk armağan etmiş gibiydi. Böyle zamanlara isim vermeye başladım. Vazgeçiş dedim mesela o dakika hissettiğime. Kendimce biricik hayatımda bir vazgeçiş duygusu hissettim. Çünkü ben yoktum, ben ve çocuklarım vardı. Sonra, bazı anları;
– “İşte bu anı unutmamalıyım.”
diye kendime söz verdiğim halde unuttuğumu hatırladım. aslında onları hiçbir zaman unutmadığımızı, bize yaşattığı o anlık hissin ömür boyu bilinçaltımızda beklediğini bildiğimi hatırladım. Herhangi bir tetiklenme anında ortaya çıkan ve bizim fıtratımızı, ilişkilerimizi, seçimlerimizi belirleyen anların geleceğe de sirayet edebilmesi… Hayatın bu manidâr döngüsüyle sadece benim karşılaşma ihtimalinin olmadığını biliyorum. Hayatımız işte böyle bize dokunan, bir etki yaratmada mahir olmasa da, bize dokunması ile bizi geçmişe ve bugüne bağlayan anların bütünü. İçinde insanlar var, olaylar, zorluk, kolaylık, kilometre taşları, dönüm ve dönememe noktaları, sen buradan artık yürürsün, sen de buradan dönersin noktaları. Kimbilir; sayılsa ne çok iniş, ne çok çıkış…Ne çok vazgeçiş.. Bence hepsinin bir anlamı var, her vazgeçiş sandığımızın, her neden ki dediğimizin.
Haziran 19, 2022, #kendimenotlar #içimdengeldiyazdım