Koyversem
Dün bir TV programına denk geldim. Programın sunucusu “40 yıl önce annemi kaybettim. Hastaneden bana gönderdiği mektupları evi toparlarken buldum. Bir çocuk olarak ne kadar çok sevildiğimi yeniden hatırladım ve bu duyguyla günlerdir baş etmeye çalışıyorum” dedi. Aslında çok daha güzel ifade etti. Aklımda kelimeler hep ardı sıra dizilmiş, bir yazının girizgahını oluşturacak gibi bekliyorken, ben onları her seferinde havada kaybediyorum. Benim nereye gittiğini bilmediğim, havada yazılı kelimeler cennetine gidiyordur belki. Yani kısacası yazamıyorum. Aklıma geldiği an ses kaydı yapmak yazmak gibi olmuyor. Ses kaydı da mümkün olmuyor gibi. Neyse, bu ara acaba hangi unutulmuş duygumu özledim diye düşünüyordum, Aslı Şafak’ ın TV programındaki o sözleri benim yazımın girişi oldu. Böyle, gönlümün titriyor oluşu, hisleri tercüme etmeye çalışıyor olmam bana bazen lüzumsuz bir gayret gibi geliyor. Çünkü hayat olanca hızı, çilesi, adaletsizliği ile yürüyüp giderken, şu olan bitene, sadece izleyici olarak bile, katlanabilmek artık insani duyguları kontrol edebilme çabasının çok daha üzerinde bir irade gerektiriyor. Bu da ayrı bir konu. Yani ben bunlardan bahsederken hep farkındayım olan bitenin. Hatta, hadi kızım, yaz, çiz ne düşünüyorsan diyorum ama çok fevri bir hareket olması bir yana, susma hakkımı ve susma statüsünde olma bilincimi kullanıyorum diyelim. Ben de hoşuma gitmeyen toplumsal çarpıklıkları işte burada diye göstermek istesem de, yazamıyorum işte. Hep bir frene basma hâli var bende. Koyversem olmayacak diye tutturdum kendi kendime. Unuttum sevdiğim şeylerin bana hissettirdiklerini. Unuttuğum duygularım var dedim ya, yani, yapabildiklerimin bana hissettirdiklerinden bahsediyorum. Mesela kendim olmak. Gerçekten kendim gibi yaşamak, ruhumu doyurmak, odaklanmak, istediğim insanları yamacımda, diğerlerini ötede tutabilmek, kitaplara kendimi kaptırabilmek, zaman ayırmayı kahve içmenin çok ötesinde algılayabilmek, birinin kıymetlisi olmak, içimdeki öğrenme aşkını yeniden ateşlemek, yağmurlu İstanbul trafiğinde Nihat’la Curcuna dinlemek, eski bir şarkıyı yanda bekleyen araçtaki insana aldırmadan bağıra bağıra söyleyebilmek… Listem uzun. Bu yazıyı yine zor yazdım. Benim yazma hevesim ile Kerem’ in uyku saati denk gelmiyor. Hiperaktif ötesi bir 3 numaram var. Yazım hatalarım varsa affola.
Not: Sevgili Şeyma, beni yazma konusunda motive ediyor:) 2 gün önce, ” Yatırımların karşılık buluyor abla” dedi. Mert ile Aziz Sancar’ a mektup yazmışlar. Şeyma’ nın dediği gibi; yatırımlarım belki karşılık buluyordur.🙏