Uzun yıllar çocuk kalmayı diliyorum
Bugün gözlerim dolu dolu oldu. “İnsanın çocukluğu ne zaman biter?” dedim kendime. 18 yaşını doldurunca mı, etrafında eskilerden kimse kalmayınca mı, güldüğün zamanlar daha da azalınca mı, taşınırken tüm fotoğraflar, imzalı kitaplar veya mektuplar kaybolunca mi? Ya da gözlerinin karası artık parlamıyor olunca mı? Tüm bunların ansızın veya yavaş yavaş olabileceğini hissettim. Hepimiz, hayatımızı bir hikâyeyi tamamlamak için yaşıyoruz. Hikâye tastamam olsa da, hep bir yanı yarım kalıyor. Daha ile başlayan cümleler kuruluyor giden kişinin ardından. Bugün Kemal Sayar’ ın bir cümlesini okudum. “Dünya heybetli sıçramalarla değil, sıradan insanın küçük dokunuşlarıyla onarılır.” Sonra aklıma, okuduğum bir kitaptaki roman kahramanının onu büyüten babaannesi ile kurduğu bağ geldi. Hayatını terk edilmiş torunu üzerine kuran babaannesini gerçekten sevmemiş bir kızın, hayatta olmasının kimse için bir anlamı olmadığını düşündüğü babaannesinin vefatından sonra, aslında ne kadar yalnız kaldığını hissetmesi öyle güzel anlatılıyordu ki. Kız, babaannesinin onun için hazırladığı, saklar diye düşündüğü her eşyayı çöpe atmış, evi de hızlıca elden çıkarmıştı. Sonrasında yaşadığı duygu, artık geçmişten bu güne onun tüm anılarına ortak birini artık hayatından çıkarmış olmanın rahatlığının(!) verdiği huzursuzluk ve bir an önce sona yaklaşma isteğiydi. Aslında kız, kendince ve tahminince hiç kimse için önemsiz babaannesinin tüm dokunuşları ile oluşturduğu hayatını, o olmadan sürdürmek için sabırsızlanıyorken, onsuz olmanın getirdiği boşluk ve hiç olma duygusunu taşıyamıyordu. Ben de bir gün hikayem yarım kalır diye korkuyorum. Evham yapmak adetim oldu bu ara. Yıllar geçtikçe yaşanacak olanlar, acaba birden mi yoksa yavaş yavaş mı bitiyor çocukluk dedirtti bana. Bu gün de böyle. Şubat 23, 2022.
#içimdengeldiyazdım