• Pırıltı

    Duygularımı, yaşadığım ânı , dahası dönüm noktalarını bile yaşarken, duygularımı ifade edemedim. Biraz böyle büyütüldüğümden, böyle olduğumu düşünüyorum. Bu güne kadar insanların benim hakkımda ne dediği, ne düşündüğü hep önemli oldu. Günü yaşadım, önemli dönemeçlerden de geçtim. Bazı insanlara nasip olmayan mutlu günlerim de oldu. Kimsenin yanında, gözümden yaşlar gelene kadar güldüğüm sayılıdır. Ağladım ama.
    Ne kadar sevildiğimi hiçbir zaman anlayamadım. Bendeki sevginin karşılığını bulamadığım onlarca an var aklımda.
    Sebebi, kendi kendime anlık yaşadığım duygu yoğunluğunun hayatımın tümüne sirayet etmemesidir. Kendimce kırılgan ve olmadık zamanlarda hunharca kıran olmam, bundan mütevellittir. Kendimi çözümleme arifesindeyim. Ah bir başarsam… Mutlu çocukluk günleri, ağrılı ilk ergenlik dönemleri, kendimi bulmaya çalışma dönemleri derken, kendimi ruhen ne kadar yorduğumu anlıyorum. Şu an olduğum yaşta, 3 çocuğun annesi ve bir başkanın eşi olarak, dışarıdan imrenilen hayatımda ,gerçek kendimi yeniden bulmak ve gözlerimin karasındaki pırıltıya yeniden kavuşmak istiyorum. Her şeye ama her şeye sonsuz defa şükreden ben, böyle düşünerek nankörlük yapıyor olabilirim ancak yazar bu defa gerçekten böyle hissediyor.

  • Şükür

    Birlikte büyüdüğüm, beni büyüten insanlar var. Herkesten birşeyler öğrendim. Bazılarını bilinçli uyguladım hayatımda, bazılarını çok içselleştirdiğim için uyguladığımı fark etmem bu yılları buldu. Keşfe devam ediyorum ben de herkes gibi. Bazen öyle iştahla yazmak, yeni bir şeyler öğrenmenin hazzında kaybolmak istiyorum ki, bu yoğun hayat bana şiir, şarkı gibi bunu da unutturuyor. Aslında başka bir şeyler yazacaktım, ancak klavyem hızlı davranıp bazen başka limanlara gönderiyor beni. Öylesine, kim ne der diye düşünmeden yazmak isteği nedeniyle, yazdığım pek yanlış yönlere çekilebiliyor. Acaba niye yazmış,galiba çok dertli, çok mutsuz diye konuşanı da oluyor, beni arayan has arkadaşlarım da oluyor. İfade etmeyi seviyorum. İnstamom gibi , falanca arkadaşım iyi ki varsın, kocacım ömrüm gibi paylaşımlar yapamıyorum. Yaşamak bu değil, Bir günü zaten yoğun yaşayıp,bunu sosyal medya hesaplarında heba etmek istemiyorum. Âna tutunmaya çalışıyorum. Facebook ve Twitter hesabım yok. Instagram’da çok aktif değilim. Paylaşacak şu an bir blog hesabım da yok, o yüzden buraya yazıyorum. Gayet mutlu, huzurlu, şükür doluyum. Eşim, çocuklarımız ve tüm sevdiklerim huzurla nefes alıp verdikçe ben de mutluyum. Bahçemdeki aydınlatmanın verdiği ışık, soğuk havayı da benim içimi de ısıtıyor. Herkes gibi zorluklar var, ama ben falancanın yaşadığı zorluktan beslenip, altında bir şeyler aramıyorum. Hiç de umurumda değil. Meraklı herkese tavsiye ederim . Birlikte büyüdüğümüz insanlardan besleniriz dedim ya, teyzem mesela. Çok güzel şiirler yazardı. Hatta bir şiiri vardı. Adı da Megaloman. Şöyle diyordu. Altı parmaklı bir çocuk doğursam da, o benim bebeğim, o benim emeğim. Yani ben, falanca tarihte bir duygu paylaşımı yaptıysam, o benim dilimden akan, benim duygum. Merak uyandıracak bir konu hiç değil. Herşey yolunda, sonsuz şükür ve minnetle…

  • Hüsnü Amca’ya… (Kızlar ve babaları)

    Hep annelik yücedir, ki öyledir. Cenneti anaların ayakları altına seren bir dinimiz var. Bunda hemfikirim. Anne, yeri doldurulamayan, ortalarda olmasa, bir yerlere gitse bile, hasretle yolu gözlenendir. Benim gibi kırkında da olsa, uzakta olduğundan, keşke istediğimde hemen görebilsem dediğim, kokusu çocukluğum, her geçen günle, geri getiremeyeceğim yaşanmışlığımdır.
    Peki, bir baba ne kadar yer kaplar gönlümüzde? Bugün kızlar ve babaları dedim, benim babam ve kızları diye düşündüm. Çünkü ağladık tüm gün. Baba gidince, vicdan muhasebesi daha derin olabilir diye düşündüm. Çünkü geçilen yıllar da yollar da karışık, çetrefilli. Dümdüz bir ovaya uzanamıyor ki çocukluk, ilk genç kızlık dönemleri ve genç kadınlık yılları. Bence çoğumuz annemizle geçirdiğimiz kadar uzun zamanı paylaşamıyoruz babamızla. Belki daha çok kucaklamalıyım babamı da, en az annem kadar olmalı. Kalbim, ah dememeli. İyi ki demeliyim. Babam çok şükür sağ. Allah’ım uzun ömürler versin hepsine. Ne olur dedim bir erkek gidince? Eşime baktım, doyamam herhalde dedim. Peki gidenler doydu mu ki dedim, tövbe dedim. Sonra düşündüm; bir erkek gidince, artık sevdiğinin kucağı, kızının sırtını yasladığı dağı olmaz diye hislendim. Puslandı gözlerim. Kalemin anlatmaya yetmeyeceği duygular düğüm oldu boğazımda. Yine her ölüm gibi,bu sefer de bana bir tokat attı ve gitti. Mekanın cennet olsun amca. 😢

  • Pandemi Vol. bilmem kaç

    Ben ve çocuklar evdeyiz. Eşim işe gidip geliyor. Endişeliyim ben de herkes gibi. Koronadan ölmezsek, Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yatabilir yahut reddedip kafamda huni ile gezmeyi kabul eden tescilli bir deli olurum😊 Bugün bir uzman, dışardan gelince, kapı kolunu dirseğinizle açın,sonra ellerinizi yıkayın yarım dakika ve üzerinize değiştirip, çamaşırlarınızı 60 derecede yıkayınız diyor.🙄 Sanal market, Uşak gibi bir yerde gece ancak siparişi getirebildi. Havlu kağıt evde hızla bitiyor, daha denk getirip alabilmiş değilim. Dışarıdan her gelene şüphe ile yaklaşıyorum. Evde büyük oğlum ve eşim ile hijyen deliliği yüzünden tartışmamak için dişlerimi sıkıyorum. Zaten bu salgın, evlilikleri önemli derecede test edecek, bundan eminim. Damacana su siparişi verdim, damacanayı kolonya ile sildim. Ne hale geldik. Zaten hijyen konusunda, bilenler bilir, oldukça takıntılı olup, maalesef ki başak burcuyum 😁 Bu günleri geçirmek için, kesinlikle tedbirli olmalı, evde kalmalı, büyüklerimizle temas halinde olmadan bu günleri geçirmeye çalışmalıyız. Çok zor da olsa, umutlu olmalıyız. Bizler, bu dünya sahnesinde belki de oynanan bir taş da olsak, mevcut durum içinde umutlu olmalıyız. Herkese sağlıklı günler diliyorum. Bu arada, totem yaptım, orkidelerimin hepsi çiçek açınca bahar gelecek. Umut etmekten kimse ölmemiş.

  • Kimine bin yılda gelir umut, kiminde hep var

    İnsan büyüdükçe ya da yaşlandıkça diyeyim, çocuk tarafına daha çok yaslanıyor. İçimdeki dengeyi bulabilmem için, bir şeyler ile hizalandığımı hissedebilmem için belki, türlü sebepler ile, burada bir çırpıda söylenebilecek onlarca haklı gerekçe ile. Yaşadığımız yüzyıl belki de çocuk tarafımızı bir umut gibi cebimizde tutmayı gerektiriyor. Sabah kalkınca, Kerem’in uyuyor olmasını fırsat bilip elimdeki küçük budama makası ile gözünün içine baktığım manolya ağacımın etrafındaki çimleri kestim. Olduğu kadar işte deyip, dibine diktiğim lale soğanlarını artık daha rahat görebileceğimi düşündüm. Fazladan verebileceği genç bir yeşil yaprak ile beni mutlu edeceğini bildiğim manolyama tekrar baktım. Hatta, gerçekten bu sene olmayacağını bilsem de, belki tek bir beyaz çiçeğini görür ve koklarım dedim. Bunu çok da beklemiyorken üstelik. İnsanın çocuk tarafı cebindeki umudu gerçekten. Tüm kartlar tükendiğinde , ortaya işe yarar mı umuduyla atılabilecek son yegane kırıntı belki de. Bugün manolyamın etrafındaki çimleri seyrelttikten sonra, tam da bu duyguyla baktım camdan dışarı. Hâlbuki geçen hafta da, bu haftaki gibi, “ya uzun uzun yürümeli ya da çiçek dikmeliyim” diyerek yatmış, geçen hafta ikisini de yapamamıştım. Varmış bir bildiğim. İyi gelir insana, umudunu cebinde tutmak. Hâl böyleyken, yaşananların öznesi değilken, sadece şahit olmuşken dahi ya da çaresizce çocuklara artık şarkılardaki gibi bir dünya bırakamayacağımızı biliyorken, düşünüyor ve durumu ne yapalım diyerek kabul edip, bir yol tutturup yaşıyorken de, her şekilde, her fırsatta. Kimine bin yılda bir gelir bu umut, kiminde hep var. Bugün de böyle. #içimdengeldiyazdım #kendimenotlar
    Nisan 9, 2023

  • Hatır için

    Rahmetli anneannem, ben küçükken bir şey yapmak istemediğimde;
    -“Kızım, hatır için çiğ et yenir.” derdi.
    Hatır için susmayı, hep idare etmeyi öğrenen biri oldum. Yine de çok sabırlı sayılmam. Ama hep orta yolu bulalım, ortalık karışmasın derdindeyimdir. Bugün, bir defa daha fark ettim. Hatır için yediğim çiğ etler artık karnımı ağrıtmaya başlamış…
    Bir gün bir yerlerden patlar dediğim ne varsa, arkamdan geliyor. Yaşadığımız günleri de temize çekmek lazım. Ama hep bir kalan, giden var. Mübarek veresiye defteri. Hatır için veya kadın olduğum için hep ben idare etmek zorundaymışım gibi hissetmişim, hissediyorum…Bana biçilip, hayır ben aslında tam da öyle değilim diye yırtındığım, ama çok söylediğim için artık anlamını kaybetmiş kendimi anlatmanın beyhude bir çabası içinde olduğum zamanlarla beraber, çoğunlukla susup, arada patlamalar ile beraber hatır için çiğ et yemeye devam ediyorum. Aslında görmek istediğim en son kişi ile o hiç olmak istemediğim resimde, acaba o kapıdan hiç geçmeseydim dediğim zamanları geçmişe hızlıca gidip gelerek muhakeme ediyorum. Neden mi yazdım bunları? İnsan, sevdiği birinin hatırına, birinin kaprislerini, mutsuz eden her türlü lafını, bir türlü memnun olmayışını sineye çekiyor ve karşısındaki, buna mecbur olduğunu söylüyorsa, acaba benim neden sadece basit bir gönül alma, hatırlanma gibi ayda yılda bir aranıp sorulacak değer verdiğim insanlar yokmuş gibi davranılır? Biliyorum cevabını, benden dolayı. Ne kadar çok verirsen, o kadar çok alıyorlar. Aman sorun olmasın. Bu da böyle oluversin madem diye diye. Sonra patlıyor, patlıyor, ağrıyor karnın işte… Eskilerden bir yazı, paylaştım gitti. Nisan 24, 2023, Kütahya Zafer Havalimanı #içimdengeldiyazdım #kendimenotlar

  • Ne önemi var ki?

    Aslında, ellerim yıkamaktan perişan, kapı kollarını, telefonumu kolonya ile sürekli silmekten, işten gelen kocamı ve kıyafetlerini risk gibi görmemden, ara ara hata kodu bilmem kaç verdiğimden bahsedecektim. Ama hepsi bana çok lüzumsuz geldi.
    Bizim için çalışan, zor günlerde yanımızda olan ve olacak sağlık çalışanlarımız, biz sıcacık evlerimizdeyken, her türlü hizmeti aksatmadan bize sağlayan her alandaki değerli insanlar, sizlere müteşekkiriz. Tüm kalbimle “iyi ki varsınız” diyorum. Bu dönemde, ailesinin bakımı için çalışmak zorunda olan ve işi artık olmayan insanlar için de ayrı bir üzüntü duyuyorum. Hepimizin birileri için yapacak birşeyi muhakkak vardır. Bizim de durumumuzun ne olacağı hiç bir zaman belli olmayabilir. Ben hep şöyle dua ederim. “Allah’ ım, bugünümüzü aratma, gördüğümüzden geri koyma ve ihtiyacı olan insanlara yardım etme fırsatı ver” . Elbet, nice güzel dua vardır. Öyle güzel, içten edileni vardır ki, duanın söylenişindeki naiflik insanın kalbini titretir. Bu da benim dualarımdan biridir. Yarın “Miraç Kandili” . Allah’ ım sevdiklerimizle nice kandillere eriştirsin hepimizi… Fotoğraf,#evdekal günlerimizden, Bu portakalları keserken, çocuklara durmadan alternatif sunduğumu fark ettim. Mesela, portakalları elma gibi mi, halka halka mı keseyim ya da pilavı kase ile şekilli koyayım,nohutu üstüne mi etrafına mı gibi sorular soruyorum. Sonra da, şükretmiyorsunuz diye kızıyorum. Halbuki, bu konfor alanını onlara ben verdim. Bu da bambaşka bir konu. Zaten bu aralar ne önemi var ki…

  • Pandemi vol. bilmem kaç

    Yeşil, görünmeyen bir virüsten kaçıyoruz. Görmediğimiz, etkisinden korktuğumuz o yeşil musibet için farklı farklı terminolojiler hayatımıza giriyor. Yakından eğitmekte zorlandığımız oğlumuzu, uzaktan eğitmeye çalışıyoruz. Fotoğrafta da görüldüğü gibi, odada kürt çalıyor, çingene oynuyor. Ben de, ortaokul Eba TV seyrediyorum. Seyretmesi gereken oğlum, kardeşiyle kavga ediyor. Asla şikayet etmiyorum ancak belirsizlik zor. Aklım, anamız, babamızda, evlatlarımızda. Eve gelen kocamı, kolonya ile karşılayıp, kontrolü elde tutmaya çalışıyorum. Kapıyı çamaşır suyu ile silip, yere çamaşır sulu bez koyuyorum. Tezgahı birkaç defa çamaşır suyu ile silip kolonya döküyorum. Çocukları evde oyalama etkinliklerine de, temsili garip bir kuş gibi bakıyorum. Benim işim bitmiyor ki, ne etkinliği . Eskiden ne güzelmiş günler dedik arkadaşımla konuşurken. Yine güzel olsun, Allah’ ım bu günlerimizi aratmasın. Dualarımız kabul olsun. Evet duaya da çok ihtiyaç var. Tükettigimiz, yıktığımız, değersizleştirdiğimiz her şey için, sanki biz bu günlere geldik. Hiç birşeyin eskisi gibi olmayacağı dünya. Herkesin söz birliği ettiği bu laf, beni çok korkutuyor. Sağlıkla kalalım…

  • Pandemi Vol.bilmem kaç

    Gözümü kapatıyorum, herkes bir odada, ne yapacağını bilmeden bir yerlere koşturuyor. Adı çaresizlik bu koşturmanın. Tüm dünya, ne yapacağını bilmez halde ya saçmalıyor, ya ağır bir görev ile üzerindeki yükü kaldırmaya çalışıyor, kimileri hariçten gazel okuyor, kimi işinin, aşının peşinde. Gemi açık denizde bilinmeze gidiyor. Çizgi filmlerdeki gibi, ufukla birlikte gözden yitip gidiyor sanki. Her güne ümitle uyanıyordum, ancak her yerde felaket senaryoları geziyor. Sanki sosyal medyaya bakmadan hiç birşey öğrenemeyeceğim gibi, her fırsatta oraları kurcalıyorum. Bunlar iyi günlerimiz diyor çoğu yerde, Whatsapp gruplarının hepsi felaket habercisi. İyisi olmayacak biliyorum da; kabahati bilgileri veren gruplara, sosyal medyaya atıyorum. Sanki onlar söylemese her yer bahar, her yer çiçek. Birilerine birşey olduğu zaman, vah vah tüh tüh deyip, kısa bir süre üzüldükten sonra çok önemli hayat telaşlarımıza dönüyorduk hepimiz. Şimdi sadece bekliyoruz. Dün neyimiz vardı ise, çoğu yarın olmayacak.
    Bugün, küçük Mert, sırtımı kaşı anne dedi. Sonra seni seviyorum dedi. 1 yıldır uyutmayı
    beceremediğim minik Kerem yine direnirken, bıraktım uyutmaya çalışmayı. İçime çektim kokusunu, ciğerlerimi sevgisiyle doldurdum. Uykusuz bir geceye doğru gözlerimi kapasam da, huzur buldum kısacık. Yarın sabah da umutla uyanmak dileğiyle… Hepimiz için, tüm hastalar için, şifa bekleyenler için, bu sefer gerçekten Allah’ıma el açıp, yakaran kullar için. Umut etmekten vazgeçmemiş olmayı diliyorum. Allah’ ım hepimizi korusun, esirgesin.

  • Those were the days

    Yeni evliydik. Henüz çoluk çocuğa karışmamış, Mehmet ile güzel bir yaz tatiline Cuma gününün akşamında, canım İstanbul’ dan çıkarak başlamıştık. Eskihisar-Topçular feribotuna bindiğimizi hatırlıyorum. Hatta martılar havada delice dönüyor, arabasından inenlerin çoğu, açık havada gitmeyi tercih ediyordu. Sanki Adalar vapurundaymışız gibi, şenlik içinde gidiyorduk. Rotasız yaptığımız, küçük ve güzel pansiyonlarda kaldığımız en güzel tatilimizdi. Olimpos’ a bile gitmiş, oradan kalkan günübirlik bir tekne turuna katılmıştık. Dönüşte korkunç bir fırtınayla birlikte, teknede yerlerde tutunmaya çalışarak, üzerimize vuran dalgalarla, zar zor kalktığımız kıyıya varabilmiştik. Hatta, orada tanıştığımız biri, dalgalar bize vururken, birbirimize sarıldığımız fotoğrafı tab ettirip, Mehmet’ in kendisini Ankara’da ziyareti esnasında vermişti. Her şeye rağmen, bu tatilden aklımda kalan tek şey, huzur, mutluluk ve sevgi oldu. Bugün de, aynı öyle bir günü hisseder gibi, 5 dakikalık çay molamda o günleri hatırladım. Nereden esti de, yad ettim bilmiyorum. Bu güzel hava, evdeki 3 çocuğun an itibariyle kavga etmiyor olması ve Kerem’ in ağlamıyor oluşu, kısa süreli mutluluk sebebim oldu. Allah’ ım, bu günleri bedenen ve ruhen sağlıkla geçirmeyi bizlere nasip etsin. Kalbimizdeki imanı arttırmayı diliyorum. İnsanları oldukları gibi, sıfatlarıyla değil ruhlarıyla kabul edip, kalbimizde ağırlayabildiğimiz eski, çok eski günlere yeniden dönmek nasip olsun. Her birimize.