Sevmek
-
Teyze / Ana Yarısı
Teyze, insanın ağzının içini dolduran bir kelime. Teyzem ise ana yarısı demek. Bizim evde bir haftadır bir telefon trafiği yaşanıyor. Mert, durmadan annem ve ablamı arıyor. İstediği bir şeyi oldurmak için, önce zemin hazırlamış, sonra işini kargo safhasına kadar getirebilmiş. Bunu yaparken, teyzesi ve anneannesi ile kurduğu iletişim hepimizin hayatına renk kattı. Ve bugün Mert istediğine kavuştu. Kapıda, ben paketi teslim alırken, Mert’ in mutluluğunu anılarımda silinmeyecek bir fotoğraf gibi saklayabilmek isterdim. Mert’ e istediğini herhangi biri de alabilir, 1 günde kapımızda olabilirdi. Mert, kimden neyi, nasıl isteyebileceğini biliyor. Teyzesinin onu nasıl önemsediğini, neye evet, neye hayır diyebileceğini, her telefon açtığında teyzesinin sabırla sorularına yanıt verdiğini, beni aradan çıkarıp teyze ile nasıl ana yarısı olunduğunu o zaten biliyor. Evlatlarıma ana yarısı olan bir ablaya sahip olmak da benim, anamdan babamdan bana en büyük servet. Bu da bugün bir şükür sebebi işte. Bugünkü mutluluğumuz akşam teyzeden gelen kargo paketi. Bir hediyeden çok daha fazlası benim için…
-
Sevmek nokta alır mı ki çocuklar?
İnsan duygularıyla var. Kimi diyebilir ki, hayır aklıyla var, bedeniyle var, soyadı ile var. İnsan maddi, manevi her tür kavram ile var. Ancak, hissedebildiğimiz kadar yaşıyoruz. Aslında hissettiğimiz kadar insan oluyoruz. Bunu çok iyi ifade edip birileriyle paylaşmak da gerekmiyor. Hayat, öyle böyle yaşanıp günler, hanemizden bir bir eksiliyorken de bu duygular var, bir anda hayatımız bundan sonra ne olacak diye endişe ederken daha başka türlü var. Pazartesi gününden beri karantinadayız. Eşim pozitif ve evde izole oluyor. Benim ne yaptığımı anlatmama gerek yok. Beni bilen biliyor. Evdeki tempoyu, zorluğu, kolaylığı, güzelliği, sevgiyi, öfkeyi, anlık duyguları ve benim artık bunlarla baş edebilme gücümü ben biliyorum. Nokta koyacağım bu süreçten Allah’ ın izniyle sağlıklı çıkarsak eğer, virgüller koyup, hissettiğim kırgınlığımın üzerinden atlamayacağım bu sefer. Özdemir Asaf’ ın bu şiirini nişan davetiyeme yazmıştım. Aklıma geldi virgüller diyince. Çünkü ben bir tek sevmeye nokta koymayacağım. Çünkü şairin dediği gibi; sevmek nokta almaz çocuklar, sevmeye nokta koyan sınıfta kalır, onun virgülleri vardır çocuklar, sevmek noktalanmaz, o noktadır. Bugünlük de böyle işte.
-
İyi ki doğdun annem
Bir yerlerde okumuştum. Hatırımda kalmış. İnsanlara ” Eğer yeniden dünyaya gelme şansınız olsa, annenizin başka biri olmasını ister miydiniz?” diye sormuşlar. Çok büyük bir kesim annesini hiç kimseye değişmeyeceğini söylemiş. Düşünsenize 70 yaşına gelebildiniz, belki anneniz artık sizinle değil yahut Allah ömür verdi, sizinle; ki şanslısınız. Biliyorsunuz, türlü türlü huyu var annenizin, belki zaman zaman siz de katlanamıyorsunuz ama ” annem” diye başlayan bir türkü, şarkı duysanız, gözleriniz nemleniyor,sesiniz titriyor. Ben de annemi kimselere değişmem. Farklı şehirlerde yaşıyor olmamıza rağmen, annemi aradığımda, telefonu “Efendim kızımm” diye açabileceğini bilmek benim güvenli alanım, huzurlu bir rutin belki benim için. Anneliğim de, anneme bakışım da epey evrildi. Hakkını vermek için çabaladığım hayatımda en büyük kavgayı kendimle ettiğim günlerden bugünlere gelene kadar, her zaman, annem var dedim. İyi ki var. Annem var ve ben halen çocuğum. Annem var ve çocukluğumun arka bahçesinde halen çiçekler var, evde menekşeler, dolapta yaş pasta, fırında kıymalı pide. Hatta yıkılmış gitmiş, yerinde iş merkezi olan Ünverdi Sineması’ nda Kemal Sunal filmleri gösteriliyor. Annem var ve evet çocukluğum da canlı, ilk gençlik yılları koşar adım, düşe kalka, genç kadınlık zamanları geçiyorken annem var ki, ben hem onun çocuğu, hem oğlanların annesiyim. Bugün annemin doğumgünü. İyi ki var annem. Annem iyi ki doğmuşsun, iyi ki bizimlesin❤️🙏
-
Anneler Günü
Annelik içgüdüseldir, babalık öğrenilir diyenler var. Evet anne olmayı istedim. Allah bana, 3 evladımın kokusunu içime çekmeyi nasip etti. Yüce Allah’ıma sonsuz teşekkür ederim. Bundan 12 yıl önce anne olduğumda, oğlumu ilk gördüğümde ay ne güzel şey falan demedim, içimde kelebekler de uçmadı. Zaten apar topar girdiğim sezaryen psikolojisi ile gözlerim ağlamaktan şişmişti. Bebeğim cerrahi bir operasyon sonucu, ben baygınken çıkarılmıştı. Hem ben doğum mu yapmıştım. Normal doğum yapsaydım da görseydim sancı ne demekti.Eve geldik. Bu sefer sütün yok dendi. Bebek durmadan ağlıyor ve uyumuyordu. Kitaplarda 18 saat uyur deniyordu. Hâlbuki benim bebeğim 15 dakika bile uyumuyordu. Çok gazlıydı belki ama ilk dört ay zaten gaz da olmazdı. Sonra ilk günler istemedim onu. Mehmet’ e durup durup ” Biz ne yaptık?” diyordum. Kendi depresyonum ile sürekli ağlayan bir bebekle beraber mücadele etmeye çalışıyordum. Kimse beni anlamıyordu. Sütün yok, doymuyor, bu nasıl bebek diyorlardı. Bebek ağlarken, ona öfkelenip ” Bırak ağlasın” diyordum. Sonra içim geçip gözümü kapadığımda, bir beşiğin içinde bebeğim sürüklenip gidiyordu. Ben bir şey yapamıyordum. Çok şükür ki çok kısa sürdü. Ama beni duygudan duyguya vurdu. Kolay olmayan günlermiş. Sonradan anladım. Anneler günü ile ilgili benim de edecek lafım olsun istedim. Eşim bana ilk anneler gününde tost makinesi almıştı. Çok bozulmuş, ama o an birşey diyememiştim. Anne olarak en çok anlaşılmayı istedim, özledim. Benim istediğim, bir tost makinesinden çok destek, anlayış, empatiydi. Anneyim diye, kendimi kimsenin hayatının merkezine de oturtmadım. Tüm kendimden geçişime, aklımın bir köşesinde kalan, artık gerçekleşmeyecek istek ve arzularıma rağmen anne olmaktan hiç pişman olmadım. Anneler günü bir gün değil, anneler ve çocukları oldukça her zaman var olacak. Evlatlarına tüm kalbiyle annelik yapmaya çalışan, doğurmuş, doğurmamış tüm annelerin anneler gününü kutlarım.
-
Babama…
Babalar ve kızları…Ben babamın küçük kızıyım. Ablamdan sonra gelen 2. kız evlat. Babamın da, annemin de ” kara kızıyım”. Karalığım, 1 yaşında tanıştığımız Kumburgaz yazlarından gelen lakabım. Sudan çıkmadığım ve kumdan ayrılmadığım için rengim bir türlü kışın dahi açılmazdı. Öylelikle adım kara kız kaldı. Böyle babalar günü gibi günlere pek anlam yüklemesek de, hepimizin gözünden bir bulut, bazen bir sis geçiyor. Bazen gözyaşı, bazen mutluluk oluyor. Bazen hesaplaşma, bazen keşke, bazen iyi ki… Babam sosyal medya kullanmadığı için, yazılarımı okumuyor. Ben de pek göndermiyorum. Eğer okuyor olsaydı, çok hoşuna giderdi eminim. En son Şubat başında gördüm anne ve babamı. Bu sene pandemi derken ayrı düştük. Herkes sağlıklı olsun dedik, gelip gidemedik. Bazen diyorum ki, keşke şu yaşımın gözüyle bakabilseymişim babama da, anneme de. Babamı otorite gibi gördüğüm günlerden, sırtımı yasladığım dağım olarak düşündüğüm bu günlere gelmek ne güzel. Babam şöyle derdi anneme:
– Kızlarım baba evinde görsün her şeyi.
Bana göre hiçbir şeyi eksik etmedi. Her şeyi de baba evinde gördüm. Dediğini yaptı. Çok gezerdik, bize göre en güzel yerlerde yemek yerdik. Pazar günü, arabaya binip, arka koltuğa dönüp:
– Et mi balık mı? derdi.
Balıksa, Balık Osman’ a, etse Uludağ Et Lokantası’ na götürürdü.
Sonra, bazı hafta sonları erkenden cümbür cemaat Bursa’ ya giderdik. Hep kendimize göre, kendi anladığımız gibi. Bir dönem bize çok anlamsız geldi. Belki o zor ergen dönemlerdi. Birbirimizi çok anlayamadık. O da geçti. Şimdi torunların sırası. Şimdi biz o ergen dönemleri geçmeye çalışıyoruz. Babam torunlarıyla lokum😊 Hayatın döngüsü bu olsa gerek. Bu aralar babamı daha çok görmek istiyorum. Görüntülü arasam bir an önce gitmek istiyorum yeniden yanlarına. Zaman çok sınır tanımaz geçiyor. Allah hayatta olan tüm babalara sağlıklı, uzun ömürler versin. Bizim babamıza da. Ben halen babamın küçük kızıyım. Bize gösteremediği kocaman sevgisi ile kollarının altına aldığı kızlarıyız… Halen… -
Bir gün bir kitap yazarsam
Bir gün bir kitap yazarsam, adı ya Tuzlu Ekmek” olmalı, ya da ” Hep Aşktan”. İkincisi daha doğru anlatırdı yakın geçmişi. Bazılarımız, “kendimize göre” lokomotifi kendi yönümüzde çekmek isterken, yönü başka yöne çekilen olduk. Bana göre mesela, oklar başka yönü gösteriyordu ve ben şimdi şu noktanın gösterdiği bir yer imleciyim. Tam da burada.Elbet bizi besleyen bu yaşantıda iyi kiler ve keşkeler var. O yüzden dedim, bir kitap yazsam adı kuvvetle muhtemel “Hep Aşktan” olurdu. Kitap da ben gibi biraz acemi ama içten olurdu eminim. Söylenmemiş sözleri söyler ama bir yarım hikaye bırakırdım herkese. Aynı şimdi olduğu gibi. Dedim ya “Hep Aşktan”, yani yönü kendime çevirmek yerine, birlikte yürüdüğün kişinin yönünde yürümek hep bir vazgeçiş. Bir süre sonra anlıyor insan nelerden vazgeçtiğini. Aklıma hep o film geliyor paranoyak bir şekilde.Ya o metroya binmeseydi kadın diyorum. “Sliding Doors” adlı filmdeki gibi olur muydu diyorum aklıma geldikçe. Peki vazgeçtiklerim beni biraz büyüttü veya eksilttiyse.Bunlar da mı hep aşktan? Peki aşktan diyelim, dürüst de olmuyor pek ya, hadi, tevazu gösterip nazik olalım. Neden ben vazgeçmeliyim ya da neden ben kadın olarak toplumun, erkeğin bana çizdiği oyun alanında yaşamalıyım? Belki suçu başkasına atıp, kendi yapamadıklarımı yüklüyorum diyorum belki de gerçekten böyledir. Dışarıdan nasıl göründüğüne bazı zamanlar çok aldırmıyorum. Vazgeçtiğim ne varsa belki mükâfatını alacağım, belki de böyle bir avuntu benimkisi. Dediğim gibi iyi kiler ve keşkeler ile yaşayıp gidiyorum çoğu insan gibi. Ne iyi ki ne de keşke hiçbir şeyi değiştirmiyor. Çünkü zaman geri çevrilebilen bir çark değil, hep ileri diyor bana. Hep önüne bak, ileri diyor. Yoksa kırılır o taşıdıkların. Önüne bak ki var hedefine diyor.Hedefi unutuyor, tökezleyip durmak istiyorum. Ben de yoruldum, beni de anla diyorum ama nafile.Bugün bir paylaşıma denk geldim. Alıntı yaparak yazayım. “Gerginliği, duygu baskılamayı, ancak patlama anlarında duygu boşaltabilmeyi modelliyoruz diyordu. Çok doğru aslında. Keşke patlama noktasına gelmeden, elimi tutsa biri, hadi burada durmalısın dese, ben de kendime bu şansı tanısam. Elimde ne taşıdığımı unutsam, yolun da keyfini sürsem.
-
Hikayesi olan kitaplar mektuplarla gelir
Bugün Bahar Hanım, oğlu Hasan’ a mektuplar yazdığından bahsetmiş. Benim yazdığım yazıdan sonra bunu yapmaya karar verdiğinden bahsetmiş. Çok mutlu oldum☺️Kendisi de bana ilham oldu şimdi. “Burada pul bulamıyorum” demiş. Aklıma Frankfurt’ tan o zamanlar arkadaşım olan eşime yazdığım mektuplar geldi. Harçlığımı, mektup kağıdı ve çıkartmalara harcar, tüm Zeil caddesini gezer, en hoşuma gidenleri toplar, büyük bir özenle konuşur gibi yazardım. O Los Angeles’ ta ben Frankfurt ve İstanbul’ da derken, birbirimizin mektubunun yolunu gözlerdik. Birbirimize yazdığımız onlarca mektuptan sonra, askerlik, nişanlılık döneminde de birbirimize yazmaya devam ettik. Bu çağda bulunmayan varlıklardık sanki. Sadece konuşur gibi yazıp duruyorduk. Sonra evlendik, bu sefer sürekli seyahat eden eşim bana dünyanın neresine giderse gitsin yazdı. Daha kısa yazılar, bazen posta kartı olarak da olsa geldi. Hep üzerinde o güzelim pullar ve hep Mehmet’ ten…Ben de onsuz gittiğim yerlerden ona kartlar atmaya devam ettim. İnsan bence hatıralara tutunmaya devam etmeli, geçen gün kendime sormuştum ya. Bu pul bana cevabı fısıldıyormuş meğer. Geçmişi arada iyi de hatırlamak gerek. Hep olumsuz, bana böyle demişti, böyle üzülmüştüm demek yerine, iyi ki olmuş demek de gerek. Önümüze bakıp, arkada kalanı hörgüç gibi taşımak da var, kırılmasın, hırpalanmasın diye kucaklayıp, önüne kata kata gitmek de… Hangisini istersek o, bugün de böyle.
Şubat 18, 2022.
#içimdengeldiyazdım -
Sevmek

Those were the days my love Sen şimdi yanımda yepyeni bir türkü gibisin.”
Geldi kondu yine dilimin bir ucuna. Kim demişti diye düşündüm, sonra şiirin tamamı geldi hatırıma. Tabi ya, Atilla İlhan…Harp Kaldırımda Aşk…
Ne umut veren bir başlangıç böyle. Birinin gelişini, yanında yeni bir türkü tazeliği yaşatacak kadar mutlulukla beklemek, karşılamak. Hepimizin içine ferahlık veren o anlar var ya.. Kimi için ağır bir hastalıktan kalkıp, yeniden yolda yürümek belki bu yepyeni bir türkü hissini yaşatan. Kimine, artık dönemeyeceği, eskisi gibi olmayacağını bildiği halde kendini bu haliyle bir an kabul etmek, kimine hasretle beklediğine kavuşmak, çok çalışılan bir yolun sonuna gelip, neydi o günler demek.. Size kim veya ne, kıştan sonra o ılık havayı, zor bir geceden sonra aydınlık sabahı, uzun bekleyişin sonunda aydınlık haberleri almış gibi hissettirir? Geçenlerde sormuştum kendime. Bana ne iyi gelir diye? Bir tanesi İstanbul trafiğinde arabanın içinde beklerken bağıra bağıra şarkı söylemekti hatta☺️. Çok sıradan bana iyi gelir dediklerimiz var, kimi çok kolay, kimi çok anlamlı, kimi çok saçma, kimi imkansız. Ama var iyi gelen bir şeyler, halen var. Şu olan bitene rağmen var. Sahi size ne iyi gelirdi?
Mart 22, 2022